15 Mayıs 2014 Perşembe

Yansımalar


İnsanın yüreği sıkışıyor, yaşamak istemiyor bu ortamlarda... Hep bir karanlık basıyor ve aydınlatmak için yüzleri güneş yetmiyor. Ya da ne biliyim unutulacak olanı hatırlamak insanlık suçu gibi yüzüne vuruluyor insanın. Vuruluyor da yediği her şamarda biraz daha ıslah olan, tepkisi boyunu aşamayan bir dalgaya dönüyor.

Yeryüzüne çıkamayanlar yerin altında kalmaya mahkum. Yeryüzünde kalanlar için ise hislerimizle özel bir koruma yapmaya çalışıyoruz. Hislerimizden vücut bulan bu fanusun içinde çoğu zaman bir kalp atabildiği kadarıyla çoğu zaman yarım yarım işlevini yerine getiriyor.

Ama insan çoğu zaman yalnız çünkü ayrılıklar bazı bazı keskin hatlarla bazen de ölümle çizilmiş. Ölümün kesinliği olsa ölürdük şüphesiz, ama yaşamak her insanın en keskin hakkı. Bazen öyle keskin ki kendi yaşama hakkını kendinde bitirip kendini haklı bulabiliyor.

Ve insan çoğu zaman miktarlarla ölçüyor önemi, peki ya ölçülemeyen, ya miktarsızlık, ya geriye kalan tortu ölçülmek için başka bir dünyayı mı bekliyor adaletin teraziyle?

İnsanın dibine çökmesi nedir? Zamanda demir almak mı yoksa olayda... Anı yaşamak için zaman gerekir, zaman için hareket. Zincirlerinden hareket edemiyorsan, yaşamak ölmek kadar karmaşık. Ve zincirler her zaman orada.

Küçük bir çocukla büyük bir adamı birbirinden ayıran zaman, yani adamı adam yapan bazen küçük bir çocuğu adam yapamıyor mu? Zamanın altında kalmakla yerin altında kalmak arasında bir ilişki olmalı.

Çoğu zaman yüzler görüyorum daha fazlası değil. Ama sizin yüzünüz nerede? Zamanda asılı kalan sadece bir yansıma. Yansımalarla gölge oyunu oynamak değil ki yaşamak!

Yaşamak bazen tek göz odada hep birlikte olmak. Zamanı, olayı, yansımaları boşverip sadece birlikte olmak. Birliğin kendi devinimlerini yaratmasından oluşan zamanlar, olaylar ve hatıra.

Ve şimdi birlikte olmak hiçbir şeye ait, sadece bir yansıma...



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder