O kadar uzun yol geldik ki seninle
Şimdi, sen ayrı ben ayrı olan o yolu
Nasıl yürüyeceğiz?
(Biz seninle yoldayken
yanımızdan ovalar,ağaçlar; titreşen
rüzgarlar akmıştı. Bir yolumuz olduğunu,
yol kazalarını, yol yorgunluğunu
o zamanlar biliyor muyduk?)
Şiirin çarpıcılığı biraz da insanın yaşam tecrübesinden gelmez mi? Öyleyse Birhan Keskin çok iyi anlatmış ne yaşadığımı. Felsefe yolda olmaktır demişti bir filozof ama nasıl yola çıkılacağından bahsetmemişti. Ben yolumu seninle buldum, seninle kaybettim.
Ama yol zamanın fonkiyonudur demişti Kaan abimiz, sadece formülden bağımsız olamayacak kadar güzel görünmüştü. Güzel görünen her şey gibi derindi, anlaması uzun sürdü; anlarken yaktı. Bu yolda zaman akarken ileriye doğru sen birazda geriye doğru yaşamıyor musun?
Hep geriye bakarak yol alan ileriye gidebilir miydi? Anı yaşamak hafızanın getirdiğinden ne kadar bağımsız, filozof sorularını sorup çekilmeli mi? Aklıma gülüşlerin geliyor, onlar değişmezler de güldüklerin değişir.
Yazar kalıcı olmak istemişti, kalabildiği kadarıyla kaldı sadece bir anı oldu. Ama sen anı olamayacak kadar tazesin, sanki yollarımız hep aynı yola kesişiyor gibi. Gerçekte olanla hayalin kurduğumun farkından hüzün birikiyor gözlerime.
Acı tek gerçek, belki de bu yüzdendi kavgalarımız belki sırf hissetmek uğrunaydı. Sen şimdi gittin hala bir kavga, acı tek gerçek.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder