Cahiliye Dönemi
Ben kimim sorusunu ilk defa 2006 yılında yazıya geçirmişim, 30 tane birbirinden saçma cevabı, belli ki gururla yazmışım. Cevapların arasında "Ben bir Türk'üm", "Ben bir Müslüman'ım", "Ben bilimadamı olmak isteyen bir lise öğrenciyim" göze çarpıyor. Daha sonra bu noktadaki cevapları pek değiştirebilidiğim söylenemez.
Ancak lise yıllarımın bazı cevaplarımda değişmeler yarattığını da görebiliyorum. İlk defa lise 2. sınıfta "Ben bu sistemi değiştirmek istiyorum", "Ben merak etmeyen, bilgiden heyecan duymayan insanlardan olmak istemiyorum", "Ben kendimi tanımak istiyorum" demişim. Ve demişim ki " Sadece birini Mecnun'un Leyla'sını sevdiği gibi sevmek istiyorum".
Lise 3 ve 4' ün cevaplarını birleşirdiğimde, cevapların çok daha milliyetçi ve muhafazakar çizgide şekillendiğini görüyorum. "Ben bu ülkenin sorunlarını çözmek istiyorum", "Ben yaptığım işte en iyi olmak istiyorum", "Ben müslümanlığa olan yanlış algıyı kırmak istiyorum", "Ben bu ülkeyi yönetmek istiyorum". Yani ne kadar problem varsa çözmeye talip olmuşum, kahramanların tarihini yaşatmaya, kahraman olmaya karar vermişim.
2010 yılında üniversiteye başlıyorum, Boğaziçi Üniversitesi. Hani şu bakanın "gittim kızlı erkekli oturuyorlar "dedikleri üniversite. Boğaziçi Üniversitesi çoğu muhafazakar için bakanın dediği gibi korkutucu olabilir ama milliyetçi, muhafazakar biri için korkutucu olmamıştı. Çünkü değişmekten hiç korkmamıştım, ne istediğini bilen hedefleri! ve hayalleri! olan biri olarak girmiştim üniversiteye.
Hazırlıkta gitmişim cemaatin yurdunda kalmışım, o da yetmemiş cemaatin evine çıkmışım, o da yetmemiş son sınıf öğrencisi olan abimlerin yanına. Yaşadıklarım etrafında "ben kimim"'e verdiğim cevaplar çok değişmiş, başka şeyleri sorgulamak zorunda kalmışım. Bu arada bütün bu sorulara verdiğim cevaplar cevap olmaktan çok soru olmuş, her şey belirsizleşmeye kafalar karışmaya başlamış. "Ben başarılı olmak zorunda mıyım?", "Ben insanları gerçekten seviyor muyum?", "Ben gerçekten Mecnun olmak istiyor muyum?", "Ben nasıl bir müslümanım", "Ben nasıl bir Türk'üm"...
Birinci sınıfta durum vahim! Sorduğu sorulara net cevaplar alamayan kişi yaşadığı kafa karışıklığıyla bir sürü hata yapabilir. Hata ama neye göre hata? Elbettte ki daha önce inandığı değerlere karşı yapılmış bir hata ve sonuncunda gelen pişmanlıklar dizgesi, geriye dönüş çabası. Ne cevaplar vermişim bu dönemde, "Ben galiba bu hayatta ne yaparsam en iyisi olsun istemiyorum", "Ben sadece sevdiğim şeyleri yapmak istiyorum", "Ben yeniliklerden hoşlanıyorum", "Ben galiba Hanife'nin mezhebinden değilim", "Benim bu hayatta başarısız olmak gibi bir korkum var"...
Birinci sınıftan sonra Amerika'ya gitmişim, hayatım bütünüyle değişmiş. Hayata karşı belirli bir muhafaza anlayışındaki davranışlarım, kendini özgürlüğün kollarına bırakmış. İkinci sınıfın ikinci döneminden bir kaç sorgulama notuna bakalım, "Olum sen Müslüman gibi yaşamıyorsun da, çaktırma", "Bu hayatta ne kadar eğleniyorsun hep kendine bu soruyu sor", "Yanlış yapabilirsin, yanlışa anlamını kültür yüklüyor", "Oğuz çok gezsin, çok insan tanısın, kimseyi yadırgamasın"...
Sonuncusu çok önemli! Gerçekten de çok gezmişim, çok insanla tanışmışım, kimseyi yadırgamamışım. Ben de büyük etkileri olmuş bu tutumun, benim çevremin dışladığı, yadırgadığı, görmezden geldiği insanlarla arkadaş olabilme fırsatım olmuş. Gitmişim ateistlerle tanışmışım, lgbtlerle, kürtlerle, sufilerle. 3. sınıfta sorduklarım, "Benim galiba sistemle ilgili ciddi problemlerim var", "Benim bildiklerimin çoğu yanlış, kimisi de zararlı", "Benim düşüncelerimi dayandırmam gereken bir zemine ihtiyacım var", "Galiba bütün insanlarla birarada olmak istemiyorum", "Milliyetçi değilim, birine Türk olduğu için sempati beslemiyorum", "İnsanları sadece insan oldukları için sevmiyorum"...
Aydınlanma Dönemine Giriş - Son Sınıf
Geldik "Ben Kimim" sorusunu bugün sormaya. Maddeler halinde yazayım ki bir sonraki seneye kullanabileyim.
1-) Düşünen bir bireyim.(Herhangi bir kişi değilim, bireyim. Ailemin, sosyal çevremin, kulüp ya da cemaatlerin, siyasal bir partinin baskısı ve dayatmasıyla düşünen bir kişi değilim. Etken olarak düşünüyorum yani düşünme işini yapan benim, bugüne kadar yazılmış düşüncelerin bilgisiyle düşünmüyorum. En basitinden dünyanın neden yuvarlak olduğu sorusunu tekrar sorup, aslında silindir de dönemine göre mantıklı bir cevap olabilirdi diyebiliyorum. )
2-)İnsanları sadece insan oldukları için sevmiyorum. Yani Yunus'un dediği gibi "Yaratıla'nı Yaratan'dan ötürü sevmek" gibi bir düşüncem yok. Birini sevmemin ilgi alanlarım ve geçmişim doğrultusunda bir nedeni var. Aşırı milliyetçileri, aşırı dindarları, sapıkları, zulm edenleri, faşizanları sevmiyorum. (Onları ne kadar yargılayabileceğim konusunda tereddütlerim var, belirli şartlar ve kültürün etrafında şekillenen insanı yargılamak gerçekten de zor)
3-)Milliyetçi değilim, birine Türk olduğu için sempati duymuyorum. Ortak beslendiğimiz geçmişten, doğru sonuçları çıkarmış kişilerle elbette ki daha iyi anlaşabilirim. Ama daha önce atalarının yaptığı gibi ayrımcılık, adam kayırma, rüşvet ve iltimas aracı olarak bunu kullanmak benim ahlak ilkelerime uygun düşmüyor.
4-)Kendimi aramıyorum, kendimi oluşturuyorum. Kendini arayan, yani mutlak bir öze doğru koşan biri değilim, öyle bir özün varolduğuna inanmıyorum. Bunun yerine seçimlerimin ve kültürden benim ayıkladıklarımın sonucu olarak oluşan doğru ve yanlış tecrübelerine sahibim. Bu yüzden yaptıklarımın çoğuna hata, zayıflık, güçsüzlük, nefs demiyorum, tercih diyorum. Ve böylece kendimi oluşturmuş oluyorum.
5-)Bilgimin doğruluğundan emin değilim, en çok güven duyduğum bilgi de budur, bilginin doğruluğundan şüphe etmek. O zaman insanları belirli sıfatlarla yargılamaktan vazgeçip, kültürün bir unsuru olarak görebiliyorsun. En adil olduğumu düşündüğümde bu adaletten duyduğum şüphe beni daha adil kılabilir, biliyorum.
6-) Hayatında çelişkiler olmaması isteyen biriyim. Yok etmek istediğim en büyük çelişki pratik ve düşünce arasında var olan. Düşündüğümü uygulamak üzerine düşünmek istiyorum. Böylece idealar hayalini bir kenara bırakıp, düşünmek ve yaşamak istiyorum.
7-) İnsanlara eşit davranmıyorum ancak olabildiğince adil davranmaya çalışıyorum. Kimseyi zekasından, yeteneklerinden ya da düşüncelerinden dolayı yargılamıyorum. En azından bunun için çaba gösteriyorum.
8-) Yaşayan değerleri tanımak istiyorum ve farklı olanın yanımda olmasını. Yaşayan şairlerle, ressamlarla, biliminsanlarıyla tanışmaya çalışıyorum. Örneğin, Birhan Keskin ile aynı zamanda yaşamanın ne kadar değerli olduğunun farkındayım ve farkında olamadıklarım için üzülüyorum.
9-) Bir konuda konuşurken, ya da düşünürken öncesinde "neler yazılmış", "kim ne söylemiş" deme gereğini duyuyorum ki söylediklerim belli bir noktanın ötesine gidebilsin. Hayatımda çok fazla bence deme ukalalığını göstermiyorum. Neyi bilip neyi bilmediğimin farkına varmaya çalışıyorum.
Bunları uzatmak mümküm ama aslında bütün bu benlik düşüncesi belli başlı temel kavramların üzerinden şekilleniyor ; olup bitenle belirli bir özgürlük mesafesinde durmak, etken düşünce, birey olmak, demokrasi, mutlak doğrunun bilinemezliği...
Şiirle bitirmek güzel olabilir :
MASA DA MASAYMIŞ HA
Adam yaşama sevinci içinde Masaya anahtarlarını koydu Bakır kaseye çiçekleri koydu Sütünü yumurtasını koydu Pencereden gelen ışığı koydu Bisiklet sesini çıkrık sesini Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu Adam masaya Aklında olup bitenleri koydu Ne yapmak istiyordu hayatta İşte onu koydu Kimi seviyordu kimi sevmiyordu Adam masaya onları da koydu Üç kere üç dokuz ederdi Adam koydu masaya dokuzu Pencere yanındaydı gökyüzü yanında Uzandı masaya sonsuzu koydu Bir bira içmek istiyordu kaç gündür Masaya biranın dökülüşünü koydu Uykusunu koydu uyanıklığını koydu Tokluğunu açlığını koydu.
Masa da masaymış ha Bana mısın demedi bu kadar yüke Bir iki sallandı durdu Adam ha babam koyuyordu.
Edip CANSEVER