26 Mayıs 2014 Pazartesi

Kader

Sırf bütün bu yalnızlığımı dindirsin diye aşık olmak istiyorum
Acılarımı, ümitlerimi hep bu aşkla beslemek istiyorum
Beklediğim gelmiyor
Beklemekle olmuyor

İnsanın kendine ıssızlaşmasıyla başlıyor ölüm
Ölüm gibi bir sessizlik oluyor içinde
Nefesini büyük bir maratonun başlangıcına tutmuşsun
Hevesini çirkin yüzler kaçırıyor

Bana güzel bir kız ismi söyle
Bana hayaller kurdur
Güzeli güzel yapıyım
Çirkini alıp daha çirkin

İnsan bazen mutlak olana inanıyor
Yani diyorum ki seni kaderim gibi bekliyorum
Sen benim kaderimsin



Gölgeler


Sana bir gün soracak gölgen
Benden hızlı gidebilir misin diye
Kaçak yaşayacaksın gizleneceksin
İktidar sahipleri gölgeni isteyecek

Modern zamanlar çağrısı yaşamak bileceksin
Ellerinden tutmak için özel eldivenler üretecekler
Sana sahici gelen geçmişten gelecek
Gölgen geriye düşecek

Bir karınca gibi çalışacaksın
Masum ağıtlara ağlaya ağlaya
Derinden kıl kıl çekecek ömrünü zaman
Acıyacaksın ama yaşayacaksın

Çoğu zaman hüzünlü çoğu zaman kendinden uzak
Kendine yaklaşacaksın
Bir arkadaşının boynundan öpeceksin sevgilin olacak
Sevgileri ıssız gölgesiz arayacaksın

Düşünce suçu işlememek adına düşünmeyeceksin
Arkadan polis gölgeleri gelmeyecek
Çoğu zaman yalnız başına ama hep beraber ağlayacaksın

Eğer bir gün olgun olduğuna inanırsan
Son sigaranın çakmağını hatıralarından kullanacaksın

Bir kere daha yaşamak için öleceksin

Tutku


Öyle bir zamanda yazdın ki
Sen olmasan ölürdüm
Yalnızlık boynuma yapışmıştı
Çirkindi, gökyüzü siyahtı

Çılgıncasına yaşadıkları soğuğu
Kapatmak için insanlar
Durmadan kömür takviye ediyordu
Bu cehennem kazanına

Gökyüzü simsiyahtı dumandı
Her çektiğim nefeste is tükürdüm
Her nefeste acıdım
Her nefeste çürüdüm

Bekçiler nefes sayıyordu
Zaman nefesle ölçülüyordu
Ve sen bana geliyordun
Gelmesen ölürdüm

Sen gelmeye bir nefes kala
Son nefesi tükettik
Kömürümüz kalmadı
Bizde tuttuk sevgiye dair ne varsa içeri fırlattık

Tutkunun ateşinden aşk ortaya çıktı

Kıyım


Kimseler yok ortada ölüm sessizliği
Birazdan bir kıyım olacak
Gözüpek olanın yüreği ortada
Ama ben seni feda edemem sevgilim

Oysa daha dün söz vermiştim
Ölüm birliğimizi bozmasın diye
Oysa ıssız köşelerde ölmüştüm
Kanımız adak olsun diye

Seninle ilgili çok çocuklu planlarım vardı
Uzun soluklu sevişmelere ayrılmıştı geceler
Yaşamak sana doğru secdeye gelmişti
Böyle tabuttaki gibi değildi hayaller

Seni hep aynı son bakışla hatırlıyorum
Gitme sevgilim diyorsun
Geceyi uzatalım gitme
Gündüzler kanına boyanmasın

Yol



Seninle birlikte geldiğimiz uzun yolu hatırladın mı
Yol saçların gibi uzun gözlerin gibi meraklı
Nereye baksam sensin
Etten ve kemikten değil hayalden

Seni alıp kendime saklamıştım
Özgürlüklerini düşüncelerde bırakarak
En güzel hapisti bu 
Sana dair her şey kadar güzel

Ben ümitlerimle yoğurdum sevgimizi
Sen kalktın gittin oysa açık kapı yoktu
Kapıyı çarpıp gittin kapıyı kapadın gittin
Mahvoldum yokoldum hapsoldum

Sen gidince hapsolan bütün duygular kadar hapsoldum
Gözbebeklerimden kan geldi
Kan ağladım dudaklarımdan
Kan tuttu beni sevgilim

Neden sonuç ilişkisine bağlanamayacak kadar 
Kırdın örgülerini mantığın
Tuttun yara olan her yere 
Bir yara daha açtın
Nedenden neden oldu sonuçtan sonuç

Oysa ben seni masumca sevdim
Tenimdeki ateşle yakmadım
Eski zaman aşkları gibi özendim
Kırmadım tüketmedim bir kibrit boyu

Ama sen sevgimi neyle ölçüyorsun
Geçen zaman geçti mi ki
Hatıraları toplasan bir an eder mi
Ben bir an için kendimden vazgeçtim

Son mektubunda sende beni rüyalarında 
Görür müsün demiştin
Ve Rüyalarıma otopsi yapmıştın
Sen rüya olmayacak kadar güzelsin sevgilim

Benim rüyalarım dahası çirkin
Her anında bir insan kendini bırakıyor
Kanla çizilmiş resimler gibi iğrenç
Sen bilir misin sevgilim kanla çizilen resimleri

Hani en son sana dair hayaller kurmuştum
Şehrin üzerinde çirkin yüzler uçuyordu
Çirkin yüzler çirkin bir bela olmuştu
Hayal kurmayı yasaklamıştı cemiyet

Son çare seni alıp uzaklara kaçtım
Arkama hiç bakmadım enkazları görmedim
Ne varsa pis ne varsa belalı bıraktım
Soluğumuz tükenene kadar koşmıştuk

Dünyanın ucundan uzayın derinliklerine sarkınca
Bıraktığımız enkazının derinine daldık
Sırf yaşamasın diye sevgimiz
Cemiyet kendini yok etti

Söyle şimdi bundan mı bu yalnızlık
Geride bıraktığımız bu enkaz mı yaşamak
Sana kurduğum her hayal
Kurşun gibi çöktü yer yüzüne

Uzak dur sevgilim benden
Gelecek bizi haber veriyor
Geriye doğru bıraktığımız kabuk tanelerini takip ederek
Ulaşılmaz doğru olana

Uzak dur sevgilim benden
Zamanın akışını bozdun
Belli olmuyor başlangıç ve bitiş noktası
Böyle belirsizlik olmaz

Şüphesiz sen tehlikelisin
İçimde ne varsa sana dair 
Kalbimde siren sesleriye ötüyor
İri yarı itfaiyeciler bekliyorum


Yangınlarımı söndürmek kolay değil
Derinlere inmeye izin vermiyor bu dar geçitler
Zamanında öfkeyle kapamaya çalıştığım 
Sıkıldığı yerden patlamış geçitler

Bütün bu uzun şiire en nihayetinde şefkatini yerleştirmek isterdim
Saçlarımı okşarkanki o incelikti belindeki
Seninle sevişmeler bitmiyordu başlamıyordu
Her şey bir yudum kadar akıcı

Anlatsam daha bahsetsem dünyadan
Bütün bir karanlıkla siyaha boyamak istemem gözlerini
Oysa senin gözlerin eladır
İçinde istanbul boğazının parıltıları

Mesela sana öfke dolu iktidar sahiplerinden söz etmek istemem
O zaman incinirsin bir ülke topraklarında
Cebinde nüfus cüzdanın zincirli yaşamaktan
Kaçalım dersin sevgilim

İnsanlık alemi korksun diye atılan her silahta
Bedenimden fırlayan parçaları görseydin
Beni tamamlamak için kendini feda ederdin
Sana kendimi göstermek istemedim sevgilim

Yaşarken bir umut içinde güzellik
Belki bir günde bir ekmek parasıyla
Geçinmelerine izin vermediler
İçimde canavarlar birikti

Yapılan her haksızlığa çiğnenen her ete
Yürüğüm buruldu içimi seninle genişlettim
Yaşamak için damarlarına kan pompalayan sen
Şırıngalar dolusu kanımı emdiler

Issız adamlar bilmem kimden aldıkları güçle
Hayallerimi kovaladılar, ümitlerimi yakaladılar
Nerede bir küçük his kırıntısı gördülerse
Tutup açık pazara satmaya kalktılar

Bu yürek bu köleliğe daha fazla dayanamıyor sevgilim
Temele attıkları dinamit ayak bağlarımı çözdü
Düşünce uygarlıkları yerini hiç bir zaman aşka bırakmayacak
Gel boş ümitlerle kandırmayalım birbirimizi

Her seferinde tereddütle açtığın pencerini
Girilemez aralıkları hayallerle besleme
Ben gelmeyeceğim ama ben gitmedim
Aşk arafta yaşamakmış


22 Mayıs 2014 Perşembe

Olgunlaşmak



İnsan bu uzun yolculukta gitmek istediği yeri kaçırmak istemeyen aceminin, durduğu her durağın adına dikkat kesilmesi gibi hayata dikkat kesiliyor. Duraklardan bazılarında çocukluğumuz, ergenliğimiz ve gençliğimizin keşifleri bazılarında olgunluk döneminin ustalık eserleri var. Çocuklukla başlayıp olgunlukla biter  dediğimiz bu yolculukta bazen bütün durakları sallayıp istediğimiz yere gitmiyor muyuz?

21. yüzyılda insanın yaşamı bir kalıptan çıkmış gibi ve şeklini sürekli muhafaza edebilecek sertliğe sahip. İnsanın ömrü işte ya da okulda sıkıldığı ya da hissizleştiği bir döngüye gelebiliyor. Öncesinden daha mı iyi daha mı kötü bilinmez ama beraberinde getirdiği kavramların bu döneme ait olduğu su götürmez.

Ne diyoruz günlüğümüzde "bugün çocuk gibi davrandım, manasızdı". Ya da olgun tavırlardan hoşlanıyoruz, tavırlarımızı olgunlaştırmayı deniyoruz. İkisi arasında bir şekilde kurulmaya çalışılan zıtlık ilişkisiyle kendimizi konumlandırmaya çalışıyoruz.

Şüphesiz ki olgunlukla çocukluğu birbirinden ayıran hayat tecrübesi oluyor. O zaman olgunlaşmak yaşamak demek ve görmek ;peki bir o kadar da çocukluktan uzaklaşmak demek mi? Saygıdeğer psikologlarımızın çocukluğumuza gitmeye çalışması boşuna mıydı?

Aklıma ne zaman bir çocuk resmi gelse, resimdeki çocuk uçuruma yaklaşmış aşağı bakmaya çalışıyor ve ne zaman bir yetişkin gelse beraberinde hep göğe bakmayı getiriyor. Biri bilinmeyeni merak ediyor sürekli, diğeri bilinenden hoşnut.

Olgun olmak için yaşamak gerek demiştik, yaşamak için merak etmek gerekli değil mi? O zaman olgun olmak için çocuk olmak gerekiyor. Merak duygusu alınmış bir olgunun tavırlarındaki ağırlığı olgunluk zannedenler, demir almış bir gemiyi sırf dünya dönüyor diye hareketli zannedenlerdir, yani sistemin bir o kadar dışında ve habersiz.

Şikayetçi olunan asıl noktalardan biri çocukların zamanla olgunlaşamaması ya da önce olgunlaştırılıp sonrasında çocuklaştırılamaması. İkisininde beslendiği nokta ortak ve insanlara yaşama özgürlüğü verilmiyor olmasından  geliyor. Çocuklarımızın bizim istediğimiz gibi olmasını isteyerek doğaya karşı çıkıyoruz. Olgunluk ve çocukluk arasındaki sınırlar baskıyla çiziliyor.

Olgunluk belki de baskıyı farketmekle geliyor ama en nihayetinde olgunluk demek farkındalık demek. Olgunluk demek anlayışın boyutlarını genişleterek yaşamak istediğin hayatı yaşamak demek. Yaşamak için çocuk olmak, yaşatmak için de olgun olmak lazım...

Aşkın Ateşine Gel Bir Yanalım


"Aşkın ateşine gel bir yanalım" dediği anda göz göze geldik. Önceden sözleşmişçesine bir buluşmasıydı bu gözlerimizin. Ben çok dışardaydım, o çok içerdeydi. Mekan ıssızdı ve bir o kadar da karanlık. Lakin ıssızlığımızı saklıyor muydu bilmiyorum başında kırmızı fularını tatlılığına bağlamış kızın varlığı? Gülümsemişti yanılmıyorsam, fitili ateşlemişti derinden. Yaşanan bütün büyülü hadiseler gibi gizemli ve sıradan bir günü son saniyesinde değişterebilecek kadar güçlüydü.

Dediğim gibi sesi duymamla başladı her şey, ses beni çağırdı. Davetsiz misafirlere özgü bir çekingenlikle içeri girdim oysa işim vardı o vakit, işimi unuttum. Dalgındım, yorgundum, bin sınavın birinden çıkmıştım. Zaman yok oldu, yok var oldu ve hareketi ister istemez sana saklamış oldum. Unuttum, ne varsa yaşamaya dair unuttum. Adımı sorsalar bilmezdim, sormadılar.

Bir köşede sığıntı gibi oturmuştum. Belki yüzünü görmesem sadece sesinle bir ömür yaşardım hissi uyanmıştı, olmadı seni gördüm ; içini gördüm. Bir tutku vardı ya da ben öyle sanmıştım oysa yanılgıları bırakalı uzun zaman olmuştu. Nedense şuracıkta şu kalabalıkta yalnız hissettim seninle beni. Acaba bunca his, yaşadığım hayata ister istemez getirdiğim bensel bakış açısıymıydı, bilemedim. O an bütün bunları düşünmek belki gayet bilinçaltı, yani teferruattı.

Kız define hafif hafif vuruyordu ve her vuruşta ayrı bir uzanıyordu elleri yüzüme.  Yüzü bembeyazdı, aydınlıktı; bu dünyada ne kadar karanlık varsa aydınlatacak kadar. Başındaki fuları bire bin katan cinstendi ve yarattığı bu rahat havaya beni de katmak ister gibiydi. Bin kişinin yanında bir kişi olmak istemedim, gidesim geldi, kaçasım geldi. Oysa bazı karşılaşmalar tesadüf olamayacak kadar bilinir değil miydi?

Sonra kızın gözlerine dikkat kesildim, kızın gözlerinde hafif hüzün vardı ama çoğu huzur. Yaklaşsam belki üzüntüsünü açardı, uzaktan baktım. İncinir diye korkulacak biriydi belli ki, narindi ve bir o kadar alıngan. Hep bunları gözlerin içinden okumuştum, uzun bakışlarımın sonu gelmemişti. Bir şarkıdan diğerine her geçtiğinde içini ayrı bir heyecan sarıyordu, içimi ayrı bir heyecan sarıyordu.

Üzerinde bembeyaz bir elbise vardı, gece gibi uzundu. Uzayan elbisesinden içime umut dökülüyordu, ve neyin umudu ben de bilmiyordum. Oysa bilinmezi sevmez bilerek yaşayan, ben seni bilmek istedim. Seni bütün bu göz, kaş, ağız, vücut, dudak, el bitimlerinden yeni bir başlangıçla sevmek istedim. Ben sende senden geriye kalacak tek şeyle ilgilendim. Sana giden gizli yolları buldum, kilitli kapıları açtım. Ben yaptım bütün bunları yaptım da sen farkettin mi? Bilmiyorum.

15 Mayıs 2014 Perşembe

Yansımalar


İnsanın yüreği sıkışıyor, yaşamak istemiyor bu ortamlarda... Hep bir karanlık basıyor ve aydınlatmak için yüzleri güneş yetmiyor. Ya da ne biliyim unutulacak olanı hatırlamak insanlık suçu gibi yüzüne vuruluyor insanın. Vuruluyor da yediği her şamarda biraz daha ıslah olan, tepkisi boyunu aşamayan bir dalgaya dönüyor.

Yeryüzüne çıkamayanlar yerin altında kalmaya mahkum. Yeryüzünde kalanlar için ise hislerimizle özel bir koruma yapmaya çalışıyoruz. Hislerimizden vücut bulan bu fanusun içinde çoğu zaman bir kalp atabildiği kadarıyla çoğu zaman yarım yarım işlevini yerine getiriyor.

Ama insan çoğu zaman yalnız çünkü ayrılıklar bazı bazı keskin hatlarla bazen de ölümle çizilmiş. Ölümün kesinliği olsa ölürdük şüphesiz, ama yaşamak her insanın en keskin hakkı. Bazen öyle keskin ki kendi yaşama hakkını kendinde bitirip kendini haklı bulabiliyor.

Ve insan çoğu zaman miktarlarla ölçüyor önemi, peki ya ölçülemeyen, ya miktarsızlık, ya geriye kalan tortu ölçülmek için başka bir dünyayı mı bekliyor adaletin teraziyle?

İnsanın dibine çökmesi nedir? Zamanda demir almak mı yoksa olayda... Anı yaşamak için zaman gerekir, zaman için hareket. Zincirlerinden hareket edemiyorsan, yaşamak ölmek kadar karmaşık. Ve zincirler her zaman orada.

Küçük bir çocukla büyük bir adamı birbirinden ayıran zaman, yani adamı adam yapan bazen küçük bir çocuğu adam yapamıyor mu? Zamanın altında kalmakla yerin altında kalmak arasında bir ilişki olmalı.

Çoğu zaman yüzler görüyorum daha fazlası değil. Ama sizin yüzünüz nerede? Zamanda asılı kalan sadece bir yansıma. Yansımalarla gölge oyunu oynamak değil ki yaşamak!

Yaşamak bazen tek göz odada hep birlikte olmak. Zamanı, olayı, yansımaları boşverip sadece birlikte olmak. Birliğin kendi devinimlerini yaratmasından oluşan zamanlar, olaylar ve hatıra.

Ve şimdi birlikte olmak hiçbir şeye ait, sadece bir yansıma...



8 Mayıs 2014 Perşembe

Acı




O kadar uzun yol geldik ki seninle
Şimdi, sen ayrı ben ayrı olan o yolu
Nasıl yürüyeceğiz?

(Biz seninle yoldayken
yanımızdan ovalar,ağaçlar; titreşen
rüzgarlar akmıştı. Bir yolumuz olduğunu,
yol kazalarını, yol yorgunluğunu
o zamanlar biliyor muyduk?)


Şiirin çarpıcılığı biraz da insanın yaşam tecrübesinden gelmez mi? Öyleyse Birhan Keskin çok iyi anlatmış ne yaşadığımı. Felsefe yolda olmaktır demişti bir filozof ama nasıl yola çıkılacağından bahsetmemişti. Ben yolumu seninle buldum, seninle kaybettim.

Ama yol zamanın fonkiyonudur demişti Kaan abimiz, sadece formülden bağımsız olamayacak kadar güzel görünmüştü. Güzel görünen her şey gibi derindi, anlaması uzun sürdü; anlarken yaktı. Bu yolda zaman akarken ileriye doğru sen birazda geriye doğru yaşamıyor musun?

Hep geriye bakarak yol alan ileriye gidebilir miydi? Anı yaşamak hafızanın getirdiğinden ne kadar bağımsız, filozof sorularını sorup çekilmeli mi? Aklıma gülüşlerin geliyor, onlar değişmezler de güldüklerin değişir.

Yazar kalıcı olmak istemişti, kalabildiği kadarıyla kaldı sadece bir anı oldu. Ama sen anı olamayacak kadar tazesin, sanki yollarımız hep aynı yola kesişiyor gibi. Gerçekte olanla hayalin kurduğumun farkından hüzün birikiyor gözlerime.

Acı tek gerçek, belki de bu yüzdendi kavgalarımız belki sırf hissetmek uğrunaydı. Sen şimdi gittin hala bir kavga, acı tek gerçek.

7 Mayıs 2014 Çarşamba

Yankı



Geçen gece vakti yolda yürüyorum, arkamdan yürüyen bir grup insan var. Bir aralık güzelce bir kızın gölgesiyle benim gölgem üst üste geldi. Hayallere daldım, yüzümde hafif bir gülümseme belirdi. Yani gölgeler buluşsa bile yeterdi, yetmedi. Kız çantasıyla kafama bir güzel vurmuştu, canım yandı. O farketmedi gitti, benim kalbim kırıldı.

Belki bir dakikalığına dinleseydi beni yanlış anlamazdı. Belki konuşsaydı gölgelerimiz, o vakit anlaşmak için bu yetersiz dile mahruz kalmazdık. Olsun canının acısı çabuk geçiyor insanın, tek gerçeğin acı olduğunu bilerek.

Tabi burada sorulması gereken bir soru ister istemez kendini gösterdi, ne demeye gölgeleri takip ediyorsun? Dönsen arkana konuşsan, o zaman belki de yakmazdı canını. Denemedim zannetmeyin dostlarım, denemesem böyle olur muydu?


Ben birinin ruhunu arıyorum, bir insanın ruhu nerede aranır ki? Arkamda olmama rağmen görebildiğim tek somut gölgen değil mi? Seni gölgelerde arıyor olamaz mıyım?

Uzun zaman önce bir hayal kurmuştuk seninle, o zamanlar seninle benim bir kişi olmanın derdinde olduğumuz zamanlardı. Seni görmesem, seninle konuşmasam içim bir fena olurdu. Seninle bir hayal kurmuştuk hani, hatırlıyor musun?

Kız Kulesi'nin hikayesini dinlediğimiz, dinlerken hayal kurduğumuz bir gündü. İkimizin aklındanda aynı şey geçmiş olmalı ki göz göze gelmiştik. Gönüllere inşa edilen bir Kız Kulesi bütün sorunlarımızı çözebilirdi.

Sonra seni aldım kendime sakladım, sen de aynısını yapmış olmalısın beni aldın kendine sakladın. Sonra zamanı belli değil kaybolmuşuz, bir olmanın çizdiği yoldan yokolmuşuz.

İşte o zamanlar birlikte yürüdüğümüz zamanlar, bazı bazı gölgelerimiz üst üste gelirdi. Gölgeleri takip etmeyi senden öğrendim, işaretleri okumayı da...

Derken kötü sonla biten bütün hikayeler gibi, kötü sonla bittik. Bittik bittik de şuradaki Kız Kulesi mi?