Kavramların içini boşaltmak ve değersizleştirmek çevremde çok fazla duyduğum bir şey olarak kulaklarımı az tırmalamadı. Bu yakınma halinin elbette haklı tarafları var; özellikle kavram ya da kalıbın anlatmak istediği, toplumda yaşandığı haliyle uyuşmadığında elimizden yakınmak haricinde bir şey gelmiyor. Öyle ki bazıları seni seviyorum demek bile istemiyor, çünkü biliyor seni seviyorum diyenlerin ne anlatmak istemediğini, neyi örttüğünü.
Evet bu kavram ve kalıpların bazı duygu ve düşünceleri örtmek gibi bir misyonu da var. Ama bazıları da fazla kullanım sonucu kendi kendini tüketiyor. Özellikle, bazılarımız "aşkım", "canım", "bitanem" gibi kalıpları duyduğu anda kaçmak istiyor. Halbuki birine "canım" demek ne özel bir şeydir, ancak ağızda çok durdumu da bayatlayan bir özel.
Ya da "özlemek, hatırlamak, kutlamak, ağlamak, üzülmek" cümle içerisinde ne kadar çok yitirdi derinlerinde yatan anlamını. Bu durumun farkında olup sürekli söylenen ama hiçbir şey yapmayanlar var, farkında olup hayatından bu kavramları çıkarmış olanlar var. Kimleri var biliyor artık söze bakılmaz, göze bakılır; kimileri de hala arayışta. İşte bu birazcık uzun giriş arayışta olmayanlar okumasın diye yazıldı.
Yeni kavram ve kalıplar arıyorum: tüketemeyeceğim kavramlar, kaynakları sağlam kalıplar. Şiir öyle güzel kalıp ve kavramlar veriyor ki; yaşam içinde, yaşadığını anlamak için saate bakmıyorsun.
Birine seni seviyorum demek ne zor, çok da söylemezsin hani
"
Bir karga bir kediyi öldüresiye bir oyuna davet ediyordu. Hep böyle mi bu?
Bir şeyden kaçıyorum bir şeyden, kendimi bulamıyorum dönüp gelip kendime yerleşemiyorum,
kendimi bir yer edinemiyorum, kendime bir yer.'.. Kafatasımın içini, bir küçük huzur adına
aynalarla kaplattım, ölü ben'im kendini izlesin her yandan, o tuhaf sır içinden! Paniğini kukla yapmış
hasta bir çocuğum ben. Oyuncağı panik olan sayın yalnızlık kendi kendine nasıl da eğlenir.Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına
niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına?
"Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna" bir çocuk demiş.
"
Ben birini seviyorsam böyle derim : "öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna".
Onlarca kez okudumdu da farketmedimdi :
Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok
Aklıma kadeh tutuşların geliyor
Çiçek Pasajında akşamüstleri
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
Bütün kara parçalarında
Afrika hariç değil
Eğer içimden bilmediğim yerlere gitmek geliyorsa, canım sıkkınsa; " hadi derim sokaklarda hürlüğün şarkısını söyleyelim".
Apo sağolsun beynime kazıdı şiiri :
"
yalnızlığımdan yalnızlığım yalnız
— ana bana bir hal oldu. hep böyle titriyorum
. . ana çok üşüyorum, ıhlamur ısıt bana
— ana bana bir hal oldu. hep böyle titriyorum
. . ana çok üşüyorum, ıhlamur ısıt bana
yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta
ben sevgiye hasretim. sevgi uzakta
"ben sevgiye hasretim. sevgi uzakta
Eğer seni özlemişsem, kocaman bir "yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta" duyarsın benden.
Aklıma gelirsiniz hep, ne güzel başlangıçtır o :
Başlayalım mı üstad
Başlayalım reis :
1
Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.
Yaşamayı ciddiye alacaksın,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
beyaz gömleğinle bir laboratuvarda
insanlar için ölebileceksin,
hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,
hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,
hem de en güzel en gerçek şeyin
yaşamak olduğunu bildiğin halde.
Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,
ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,
yaşamak yanı ağır bastığından.
3
Mevzu ciddiyse yani yaşamaya dairse o zaman ne demeli : " yaşamak şakaya gelmez".Bu dünya soğuyacak, yıldızların arasında bir yıldız, hem de en ufacıklarından, mavi kadifede bir yaldız zerresi yani, yani bu koskocaman dünyamız.Bu dünya soğuyacak günün birinde, hatta bir buz yığını yahut ölü bir bulut gibi de değil, boş bir ceviz gibi yuvarlanacak zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.Şimdiden çekilecek acısı bunun, duyulacak mahzunluğu şimdiden. Böylesine sevilecek bu dünya "Yaşadım" diyebilmen için...
Bir de keyfim yoksa, sıkılmışsam, bunalmışsam binbir türlü şeyle uğraşmaktan gelirim yanına derim ki "bu dünya soğuyacak".
Bu şiirle karşılaşırsınız ara ara :
SİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜ MÜ?
Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Şöylelemesine maviydi kör oldum
Taşlara gelince hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?
Birine bir şey olduysa ki Allah korusun ben çok üzülürüm; derim ki "siz hiç sabunluyken ağladınız mı?"Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç hamama gittiniz mi?
Ben gittim lambanın biri söndü
Gözümün biri söndü kör oldum
Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak
Şöylelemesine maviydi kör oldum
Taşlara gelince hamam taşlarına
Taşlar pırıl pırıldı ayna gibiydi
Taşlarda yüzümün yarısını gördüm
Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü
Yüzümden ummazdım bunu kör oldum
Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?
Bu şiir yaşandıkça tekrar okunur, okundukça yaşanır:
"
Masa da masaymış ha / Edip Cansever
Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kâseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu
Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.
"
Farkettirmek istiyorum, senin bu hayatına yaptıklarını göstermek istiyorum, bir şey lazım : " masa da masaymış ha".
Bu şiirin bir de kardeş şiir var :
"
Elma / Cemal Süreya
Şimdi sen çırılçıplak elma yiyorsun
Elma da elma ha Allahlık
Bir yarısı kırmızı bir yarısı yine kırmızı
Kuşlar uçuyor üstünde
Gökyüzü var üstünde
Hatırlanacak olursa tam üç gün önce soyunmuştun
Bir duvarın üstünde
Bir yandan elma yiyorsun kırmızı
Bir yandan sevgililerini sebil ediyorsun sıcak
İstanbul'da bir duvar
Ben de çıplağım ama elma yemiyorum
Benim öyle elmalara karnım tok
Ben böyle elmaları çok gördüm ohooo
Kuşlar uçuyor üstümde bunlar senin elmanın kuşları
Gökyüzü var üstümde bu senin elmandaki gökyüzü
Hatırlanacak olursa seninle beraber soyunmuştum
Bir kilisenin üstünde
Bir yandan çan çalıyorum büyük yaşamaklara
Bir yandan yoldan insanlar geçiyor çoğul olarak
Duvarda bir kilise
İstanbul'da bir duvar duvarda bir kilise
Sen çırılçıplak elma yiyorsun
Denizin ortasına kadar elma yiyorsun
Yüreğimin ortasına kadar elma yiyorsun
Bir yanda esaslı kederler içinde gençliğimiz
Bir yanda Sirkeci'nin tiren dolu kadınları
Adettir sadece ağızlarını öptürürler
Ayaküstü işlerini görmek yerine
Adımın bir harfini atıyorum
"
İçimde bir umut var sana ait, sen de hani umudu beslemiyor değilsin o zaman derim ki "elma da elma ha Allahlık".
Az insanın bildiği, çok özel şairlerdendir Veysi Erdoğan :
"
şimdi hangi dilde konuşsam
tanrının huyuna uymaz kelimelerim
hangi zamanın zulmünden geçsem
hangi yalanın gözlerine dokunsam
sesimi değdirdiğim
her ağrıda küfrolurum bin tövbenin tufanına!
işte o vakit
gövdemin günahına çadır kurar
ellerimle diktiğim gözlerimin incisinden inerim
ben beterim derim herkese çünkü ben beterim
herkes susarken yüzünün en dilsiz perdesinde
ben ruhumun rüzgârıyla ölenleri öpenim!
bilinmesin benden giden her cân için söylediklerim
hıçkıran taşlar için biriktirdiğim gözlerim bilinmesin
bana değsin her gidenin ardından söylenen söz
her susanın öfkesine düşmüş keder bende büyüsün
dağılsın aklımın kılıcıyla yarılan bu kirli beden
aynaların karnındaki sûretim bir iğneyle deşilsin
yeter ki dinmesin zamana döktüğüm bu elem
yeter ki incinmesin gövdemde gezinen akrebim
çünkü ben dünyaya zehrimi inmeye geldim!
tanrının huyuna uymaz kelimelerim
hangi zamanın zulmünden geçsem
hangi yalanın gözlerine dokunsam
sesimi değdirdiğim
her ağrıda küfrolurum bin tövbenin tufanına!
işte o vakit
gövdemin günahına çadır kurar
ellerimle diktiğim gözlerimin incisinden inerim
ben beterim derim herkese çünkü ben beterim
herkes susarken yüzünün en dilsiz perdesinde
ben ruhumun rüzgârıyla ölenleri öpenim!
bilinmesin benden giden her cân için söylediklerim
hıçkıran taşlar için biriktirdiğim gözlerim bilinmesin
bana değsin her gidenin ardından söylenen söz
her susanın öfkesine düşmüş keder bende büyüsün
dağılsın aklımın kılıcıyla yarılan bu kirli beden
aynaların karnındaki sûretim bir iğneyle deşilsin
yeter ki dinmesin zamana döktüğüm bu elem
yeter ki incinmesin gövdemde gezinen akrebim
çünkü ben dünyaya zehrimi inmeye geldim!
"
Olur ya savaşları hatırlarım, açları ve benim dışımda en temel ihtiyaçlarını karşılayamanları o zaman "ben beterim" derim.
Bu şiir hep okunulası :
"
YAĞMUR KAÇAĞI
elimden tut yoksa düşeceğim
yoksa bir bir yıldızlar düşecek
eğer şairsem beni tanırsan
yağmurdan korktuğumu bilirsen
gözlerim aklına gelirse
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni
geceleri bir çarpıntı duyarsan
telâş telâş yağmurdan kaçıyorum
sarayburnu'ndan geçiyorum
akşamsa eylül'se ıslanmışsam
beni görsen belki anlayamazsın
içlenir gizli gizli ağlarsın
eğer ben yalnızsam yanılmışsam
elimden tut yoksa düşeceğim
yağmur beni götürecek yoksa beni
Ben korkarım bazı bazı, geleceğimden de telaşlı; o zaman derim ki "elimden tut yoksa düşeceğim".
Her gece yatmadan önce bir kez göz atarım Birhan Keskin' in Yol'una :
Her gün unutmak için değil, unutmamak için ağu kattım kalbime. Her gün insan olmak ne çok kusur içeriyor diye düşündüm. Her gün bir kilidi açmaya çalıştım. Başka bir şey vardı, başka bir şey; ben sana dünyanın değil yeryüzünün diliyle seslenmiştim. Çile nedir, günah ne? Bana ne bunlardan.
Hissediyorum ama açıklamayamıyorum, bu şuan için açıklanabilir değil : "başka bir şey vardı, başka bir şey".
Şimdilik bu yazıyı blogun adını aldığı şiirle kapıyorum:
"
Göğe Bakma Durağı / Turgut Uyar
İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
Bebe dişlerinden güneşlerden yanab otlarından
Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
Bu evleri atla bu evleri de bunları da
Göğe bakalım
Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
İnecek var deriz otobüs durur ineriz
Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
Beni bırak göğe bakalım
Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
Bana dönesin diye bir bir kapattım
Şimdi otobüs gelir biner gideriz
Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
Bir ellerin bir ellerim yeter belleyelim yetsin
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
Durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım
"
Çok az sayıda insana hadi derim "göğe bakalım", hadi hayal kuralım.