26 Mayıs 2016 Perşembe

Martin Eden Üzerine Birkaç Söz 1


Uzun zaman sonra herhangi bir konuda yazıyorum, daha doğrusu yazma gereği duyuyorum. Martin Eden denen şahsiyetin bilgiye karşı duyduğu inanılmaz açlık ve bunu yaparken de sürekli not almasından etkilendiğimi itiraf etmeliyim.

Martin Eden işçi sınıfına mensup ve gemilerde vasıfsız işler yapmakta olan bir delikanlıdır. Çevresindeki insanlardan farklı olarak fırsat buldukça kitap okur, hatta bu özelliği ev sahibi olan eniştesinin dikkatini çekmekte böyle devam ederse geceleri kitap okumak için yaktığı yağ lambalarının masrafını isteyeceğini söylemektedir. Bunun dışında sıradan bir gemi işçisinden tek farkı muazzam derecede geniş omuzları ve her kızın elde etmek isteyeceği yakışıklılığıdır.

Martin Eden' ın hayatı sıradan diyebileceğimiz bir günde karıştığı bir kavgayla tamamen değişir, daha doğrusu kavgada kurtardığı üst sınıfa mensup gencin yani Arthur'un onu evlerine davet etmesiyle. Martin Eden bu evde güzel kavramıyla tanışır. Evdeki tablolar, çalınan piyano, kişilerin birbirlerine karşı tavırları, konuşulan konuların seviyesi sanki başka bir dünyadadır, daha çok kitaplarda okuduğu bir dünya. Bütün bu güzelliklerden daha mühim olarak Ruth'u gördüğü gibi ona aşık olur.

Martin masada duran kitapları incelemektedir, eline rastgele Swinburne' un bir şiir kitabı geçer. Okurken heyecandan yüzü kızarmıştır, "yarın halk kütüphanesinden kitaplarını almalıyım" diye düşünür. Yemek masasına geçtiklerinde ise dili tutulmuş gibidir, kendisinden bin kat yukarıda olan bu insanların içerisinde nasıl davranması gerektiğini düşünürken içinde fırtınalar kopmaktadır.

Bu davetten sonra Martin kütüphaneye gider ve tabiri caizse bir daha oradan çıkmaz. Günde 19 saat çalışan bir otomat haline gelir. Aylar sonra parası tükenmeye yakın gemiye çıkacaktır. Bu süre zarfında Ruth ona sürekli yardım ederken, Martin'in potansiyeline şaşırmakta sürekli eğitimine devam etmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Ancak Martin'in para kazanması gerekmektedir ve geçimini sağlamak için yazar olmaya karar vermiştir.

Martin gece gündüz okur, kendi sınıfına uzaklaşmıştır onlarla bir arada olmaya bile zor tahammül etmektedir. Sürekli yazmakta ve yazdıklarını dergilere göndermektedir. Martin bir yılın sonunda kendini o kadar geliştirir ki Ruth'la rahatlıkla konuşup, fikirlerini tartışabilmektedir. Bisiklet turu yaptıkları bir gün çok yakınlaşırlar ve olan olmuştur Ruth ile nişanlanırlar. Ruth'un ailese Mr. and Mrs. Morse bu durumdan hiç hoşnut olmasada bunu geçici bir heves olarak görmüştür.

Ruth Martin'in yazar olma takıntısından hiç hoşnut değildir, ona düzenli bir iş bulmasını hatta onun işin avukat babasının yanında iş bulabileceğini söylemektedir. Onun potansiyeline olan inancı kanı hareketlendirmekte, hızla yükselişini gözünde canlandırabilmektedir. Lakin Martin ondan 2 yıl mühlet ister, 2 yıl içerisinde hikayeleri ve romanları yok satan bir yazar olacaktır.

Martin bu süre zarfında Victorian dönemi yalayıp yutmuş, felsefe ekonomi ve siyaset alanlarında epey yol kat etmiştir. Özellikle Herbert Spencer'ı okuduktan sonra aydınlanmış, bu da onun üslubunda inanılmaz bir etki yaratmıştır. Ruth'tan istediği birinci yılın sonunda  artık üzerindeki acemliği atmış neredeyse usta bir yazar haline gelmiştir. Ancak yazdıkları dergiler tarafından olduğu gibi geri döndürülmekte, Martin de her seferinde hırslanmakta daha az uyuyup daha çok yazmaktadır.

Bu esnada Martin geliştikçe üst sınıf diye nitelendirilen ve zamanında onun güzelin temsilcisi olarak algıladığı grup gözünden düşmüş, entellektüelliklerinin sadece burjuvazi bir sığlıktan ibaret olduğu zihninde yer etmiştir. Artık Morse'lara gitmek istemez, onların konulara sığ yaklaşımları ve yüzeysel yorumları canını sıkmaktadır derken bir davette Brissen ile tanışır. Bu adamın diğerlerine nasıl katlandığına hayret etmektedir.

Brissen ona hem dostluk etmekte hem de alt sınıfta olduğu halde çok daha üstlerde olan kimselerle tanıştırmaktadır. Brissen yazdıklarının en büyük takipçisi olmuştur, ne yazarsa ilk olarak Brissen okumaktadır. Martin yazdıklarına tapmakta, bu güne kadar yazılmış eserlerin hepsinden daha iyi olduğunu düşünmektedir. Bir gün Brissen ona yazdığı en iyi şiiri okutur, Martin şok olmuştur. Şiir o kadar iyidir ki yüzyılın şiiri olması muhtemeldir ve Martin'e yazmayı bıraktıracak kadar da etkisi güçlü olmuştur. Martin şiiri dergilere göndermeyi teklif eder, bu şiirin karşısında onların ahmaklığı bile duramayacaktır. Brissen ise şiirinin değerinin düşmesini istememektedir, kendisi hastadır ve sadece şiirini takdir edebilecek bir zekaya göstermek istemiştir.

Brissen Martin'i sosyalistlerin bir toplantısına götürür, Martin burada esaslı bir tartışmanın içine girmiştir ve orada bulunan bir muhabir Martin'i sosyalistlerin lideri olarak gazetede takdim eder. Ruth ve ailesi için artık bu dönüm noktasıdır, Martin terk edilmiştir hem de sadece Ruth tarafından değil manav bile veresiye vermez olmuştur. Martin artık açtır, dibine kadar batmıştır. Bu esnada eski arkadaşlarıyla karşılaşır, onları yani sınıfını ne kadar özlediğini fark eder. Bu insanların yanında kalsaydım şimdi olduğumdan bin kat daha mutlu olurdum diye geçirir içinden. Artık içinde bir şeyler kırılmıştır, yazmaktan okumaktan insanlarla konuşmaktan zevk almaz hale gelir.

Brissen'ın itirazlarına rağmen de şiiri dergilere göndermiştir ve kabul cevabıyla birlikte çek gelir. Şiir asrın şiiri olarak ilan edilmiş, çevrelerde çok konuşulmuştur. Ancak şiire gelen lüzumsuz eleştiriler, Martin'e Brissen'ın ne kadar haklı olduğunu göstermiş, şiiri dergiye gönderdiği içinse çok pişman olmuştur. Neyse ki Brissen hastalığına yenik düşmüş bu yorumları görmeden ölmüştür. Bu bir avuntuyla acı arasında Martin'in yüreğine oturmuştur.

Martin artık bütün heyecanını kaybetmiş yılgın bir durumda ne yapacağını düşünürken, postacının ard arda getirdiği zarflar hayatını değiştirmiştir. Hikayeleri dergilerde yayınlanmaya, şiirleri ve kitapları basılmaya başlamıştır. Kısa sürede zengin olmakla kalmaz, ülkenin en tanınmış yazarı haline gelir. Ancak Martin bütün bunlar karşısında hiç heyecanlanmamakta hatta insanların değişen davranışları karşında şaşırmaktadır. Martin yeni bir şey yazmamıştır, eskiden yazdıklarının gördüğü ilginini bir sonucu olarak gelen popülarite ona olan bakış açısını değiştirmiştir. Martin buna katlanamamaktadır, son olarak Ruth gelir ayaklarına onu bağışlamasını diler.

Martin hissizleşmiştir, adeta yabancılaşmıştır bu dünyaya. Bir yolculuğa çıkıp dinlemek ister ve öncesinde doktora gidip muayene olur. Sapasağlamdır, evet vücudu dinçtir ancak bir arkadaşının dediği gibi aklı hastalanmıştır. İnsanlara tahammülü kalmadığı gibi hayattan bir beklediği bir şey de kalmamıştır. Aklına Swinburne' un bir dizesi gelir vapurda,

"Bunca şevkle tutunmaktan hayata,
Serbest kalmış korkudan, ümitten,
Kaçar ve şükrederiz tanrılara;
Bir lütuf geldiyse hangisinden.
Bir canlı sonsuza dek ömür sürmez
Ölü adam hiçbir zaman dirilmez
En yorulmuş nehir bile dinlenmez
Denize ulaşmadan salimen."

kendini sulara bırakır ve Martin sonlanır.