22 Nisan 2014 Salı

Aşık Var

                                                                *Okurken dinlemelisin!
Bazen tesadüfler insan hayatının mucizeleri olabiliyor, elbette ki biliyorsunuz. Bilmediğiniz o günün ne kadar da sıradan ne kadar da tatsızlıklarla dolu olduğuydu. Kızın ev arkadaşı anahtarı olmadığını söylemesine rağmen kapıyı üzerine kitlemiş, üstelik bu durumu haber vermesine rağmen onu neredeyse bir saat bekletmişti. Halbuki biliyordu bugün eski arkadaşlarıyla yemek yiyeceğini ve biliyordu nasıl gergin olduğunu. Şapşal kız binbir türlü özür dilesede kahramanımızın yüzü asılmış ve uzun zaman öyle kalmıştı.

Mekanın kapısından içeri girerken neredeyse yarım saat geç kalmıştı, tuttuğu taksi olmasa büyük ihtimal çok daha fazla geç gelecekti. İşte kafasında bu düşünceler ilerlerken, yanından geçen şişman hanımefendiyi farketmedi ve ona çarptı. O çarpmasına rağmen topuklularında etkisiyle dengesini kaybetti ve tam düşürken güvenlik görevlisinin yardımıyla ayakta kaldı. Bu sırada güvenlik görevlisine kısa bir tebessüm etse de kadının yüzündeki tiksindirici ifade neşesini iyice kaçırmıştı.

Sanki neden burada buluşmuşlardı ki? Tamam hepsi belirli gelirin üzerindeki ailelerden geliyordu ama bunu ispatlamanın bir anlamı da yoktu. Geldiğini gören Berk hemen "hoşgeldiniz hanımefendi gene geç kalmayı başardınız" diyerek ilk azarını işitmek için bahaneyi hazırlamış oldu. "Berk senin boyun mu uzamış?". Aslında Berk'in boyu hiç kısa sayılmazdı hatta uzun bile denebilirdi ama liseden kalma boy takıntısı herkesin diline düşmüştü bir kere.

Yan taraftan Aslı'nın sesi yükseldi, Ece'nin formu yerinde bugün çok laf yiyicez arkadaşlar. Bu lafın üzerine gülüşme ve herkese sarılma faslı. Ece etrafındaki herkesi ne kadar da özlediğini farketti. Neredeyse bir yıldır görüşmemişlerdi, onun İstanbul'da diğerlerininse Ankara'da okuması olayı bozmuştu. Tabi asıl olay bu değildi, Ece geçen sene yatay geçişle Boğaziçi'ne gitmiş bu yüzden de arkadaşlarının tepkisini toplamıştı. O gittikten sonra en büyük acıyı Mert çekmişti, işte masanın en sonunda Ece'yi görmesiyle birlikte içkisini fondiplemiş olan da oydu. Tereddütlü de olsa birbirlerine sarıldılar, Mert bu kokunun ne kadar tanıdık olduğunu hatırladı.

Aklına birlikte ne kadar eğlendikleri düştü, ama fazla uzun sürmeden Ece'yi nasıl aldattığı sonrasında kendini affettirebilmek için ne kadar da yalvardığı geldi. Ama Ece netti, bir daha asla birlikte olmayı kabul edemem demişti ve arkasına bakmadan da gitmişti. Bu arada ekibin tamam olmasıyla birlikte herkesin neşesi yerine gelmiş, muhabbet koyulaşmıştı. İşte o esnada Ece kendini çok yalnız hissetmişti, İstanbul hakkında sorulan birkaç soruya verilen cevaptan başka konuşmamıştı. Demek ki arkadaşları ona hala dargındı ve bunu belli etmek istiyorlardı. İyice neşesi kaçtı, içkisine sarıldı, eğer bir dakika daha böyle geçse herhalde kendini tutamaz ağlardı.

İşte bu sırada hiç hesapta olmayan biri geldi, Berk'in kuzeni. Berk herkesten özür diledi, uzun zamandır görüşmediklerini emri-vaki yaptığı için onu affetmelerini ama Baran'ı tanırlarsa çok seveceklerini söyledi. O sırada kendine fırsat bulduğunu düşünen Ece lafa girdi, "Bakın benden daha geç gelen bir beyefendi varmış". Baran Ece'nin gözlerinin içine bakarak "Bu kadar güzel bir hanımefendinin beklediğini bilsem asla geç kalmazdım" dedi. Ece'nin kızaran yüzü, Baran'ın tanışmak için uzattığı eli daha dün gibi hatırımda.

Gecenin geri kalan kısmında bu tanışmanın getirdiği arzuyu izledik diyebilirim. Birbirleriyle çocuk gibi atıştılar, Ece dobralığını konuşturdu ama Baran'ın da hakkını vermek lazım altta kalmadı. Bir ara Ece "senin şimdi işin gücün yoktur, hem pek tekin birine de benzemiyorsun " dedi.  "Baran çağırılan her yere geliyor olmalı, mesela yarın Adalar'a gitmeyi önersem hiç düşünmez evet der, öyle değil mi?". Bu soru biraz sert olmuştu, Aslı'nın Ece'ye attığı dirseği görebilmiştim. Baran hiç bozulmadı, "Elbette gelirim" dedi. Hepimiz çok şaşırmıştık, bizim şaşırdığımız o aralıkta Baran Ece'nin telefon numarasını aldı ve yarın haber beklediğini söyledi.

Olayın geri kalan kısmını çok daha sonra öğrendim, hem de Aslı'dan. Aslı'da Ece'den bizzat dinlediğini söyledi ben onun anlattıklarının yalancısıyım. Ama Aslı'nın ağzından anlatmak pek de tekin değil ben sizlere sanki Ece'den dinlemiş gibi anlatacağım.

O akşam hiç mesajlaşmadık, hatta aklımdan tamamen çıkmıştı. Ta ki sabah kalktığımda onun mesajını görene kadar, "Adalara gidiyor muyuz" diye soruyordu. Fransa'dan gelen arkadaşım Dlor'u gezdireceğimi söyledim, sıkılmazsa gelmesinde bir sakınca yoktu. Kabataş'ta vapur iskelesinin önünde buluştuk yanında Berk'te vardı. Zannediyorum Dlor Berk'i beğendiği için hiç ses çıkarmadı hatta bir ara göz kırptığını farkedebildim. Vapur' da Baran'a direk sordum "deli misin oğlum sen ne arıyorsun burada hakikaten işsizsin zannediyorum". O esnada telefonu çaldı, daha kendisi bir şey diyemeden Berk bana dönerek sevgilisidir herhalde dedi.

Neden bilmiyorum o sırada kalbimin sıkıştığını hissettim, onun için kalbimde en ufak bir hissiyat bile olmadığına emindim. Baran gelene kadar soğuk kanlılığımı korumaya çalıştım lakin hırçın tavırlarımdan Berk ve Baran hatta Dlor bile durumu anlamıştı. Vapurdan indikten sonra bir süre denizin kenarında oturduk ve gökyüzünü seyrettik. Baran bana, ben ona bütün hayatımı anlattım. Tabiki bu ilk anlatılar takdir edersiniz ki çok daha yapmacık ve çok daha yüzeyseldi.

Uluslararası bir firmada temsilci olduğunu, dedesini çok sevdiğini, nişanlısı olduğunu ama bir türlü ayrılamadığını, Almanya'yı aslında çok sevmediğini  yani ilk olarak öğrenilmesi gereken çoğu şeyi öğrendim. Bisiklet kiralayıp adayı turlarken anlattıkları özellikler üzerinden onu şöyle bir değerlendirdim. Gerçekten de çok ağır başlıydı yani ağır abiydi. Her hareketine dikkat ediyordu, ütüsü bile yeterince iyi yapıldığına göre düzenli olmalıydı. Hayatında netliği seviyordu, bugüne kadar hep net olmuştu uzun süre gözlerine bakan biri bunu hemen çözebilirdi.

Ayrıca gözlerine baktığım bunca zamanda ona karşı içimde çok derinlerde bir şey başladığını hissettim. Bu beni içten içe yaralasada karşı koyamadığım bir güçtü. Daha sadece dört beş saat ve gece yemeğinden tanıdığım birine karşı böyle hisleri bu hızda yaşabileceğimi düşünmüyordum. Mantıklı düşününce her şey güzel olsada gözlerine baktığım zaman her şeyi unutuyordum. Sanki benim için yaratılmıştı, benim manzaram olmak için.

Akşam olmaya yüz tutmuşken küçük şirin bir mekan oturduk. Bir yanda balık diğer yanda rakı karşımda da Baran olunca neşem yerine gelmişti. Baran'a sataşmak istedim, "sen tam ağır abisin, dikkat et fiyakan çizilmesin" gibi saçma sapan bir şey söyledim. Rakının etkisi de hafiften kendini gösteriyor olmalıydı. Kendini savunan birkaç cümle sarfedereken, kulağıma takılan müziğe uyup "şurada çıkıp dans edebilir misin, herkesin içinde" dedim. Hiç tereddüt etmeden, bana eşlik edersen neden olması dedi ve elini uzattı.

Size o dansın ayrıntılarını anlatmak isterim, kalbimin nasıl çarptığını. Dansın hareketlerden nasıl da bağımsız olduğunu, nasıl bambaşka boyutlara geçtiğimi. Ya da gözlerimin içine nasıl baktığını, beni kendine doğru çekişlerini. O sırada bizi izleyenlerin nasıl imrendiklerini ise tahmin bile edemiyorum.

Dans bitip de yerimize geçtiğimizde daha fazla dayanamayacağımı farkedip, lavaboya gitmek adına izin isteyip kalkıyorum. Aynanın karşısında nasıl da ağladığımı tahmin bile edemezsiniz. Derken Baran çıkageliyor, ne işi var burada. Sen bana ne hissettiysen ben de onu hissettip deyip sarılıyor bana. Normalde çok saçma olduğunu düşündüğüm bu durum bana en derin acıları tattırıyor. Gözyaşlarımın dinmeye başladığı noktada hayatım boyunca unutamıyacağım o öpücüğü alıyorum. Sadece bir kere gelen ve bir daha olamayacak olan, yaşam kadar gerçek.

Dönüş vapurunda Berk ve Dlor bizdeki değişimin farkında, onlar da kendi dünyalarına kapanıp bizi rahat bırakmışlar. Rakının etkisini iyice hissediyorum, başım dönüyor. Başımı Baran'ın göğsüne yaslayıp şarkı söylüyorum. Yol boyunca sadece bir kere durarak yapıyorum bunu, durduğum vakit söylediğim tek şey bir kez sadece bir kez daha öp beni. Ama inadına yaparmış gibi, öpmüyor ve sadece gözlerime bakıyor. Bakışlarını, öpüşünü bana miras bırakıyor.

Vapurdan inerken düşündüğüm bir şey varsa o da Baran'ın Almanya'ya benim de sıkıcı hayatıma dönüş hikayem olmalı. Nasılsa hemen unutacaktım ama olmadı. Deli çocuk 6 ay boyunca her gün aradı beni ve 6 ay sonra sevgilisinden ayrılıp geldi. Evdeydim, günlerdir Baran'ın telefonlarına cevap vermiyordum. En son mesaj atarak bir daha aramamasını, beni rahatsız ettiğini söyledim. İşte o gün telefonumda hala inanamadığım o mesajı gördüm. Buradayım okulun kapısında, nasıl olsa bu kapıdan geçiceksin, bekliyorum.

Dışarı çıkmaya, okula gitmeye cesaret edemedim. Böylesine güçlü bir aşkın rüyasına dalmak çok büyük pişmanlıkları beraberinde getirebilirdi. Ben hala öğrenciydim, o ise çalışma hayatına başlamış hatta evlenecek yaşa gelmişti. O Almanya'da yaşıyordu, uzun bir süre de Türkiye'ye gelme ihtimali yoktu. Aklıma bunlar geldikçe kendimi dışarı çıkmamak adına ikna edebildim. Bir süre sonra yüreğim el vermemeye, kendimi ızdıraplar içerisinde bulmaya başladım. Evden koşarak çıktığımı hatırlıyorum, sonra sabaha kadar birlikte oturduğumuzu ve gözlerini. Ama sen zaten gözlerini hiç unutturmadın ki...

Hikayenin sonunun böyle bitirmesi yüreğimde öyle bir kıpırdanmaya sebep olmuştu ki, aşık oldum. Hikayenin kendisine aşık olmuştum ve yazıya geçirmeden bu durumdan kurtulmam mümkün değildi. Umarım bir gün hikayenin kendisini de yaşayan olurum. Anlatarak beni ödüllendiren dostuma teşekkürlerimi sunmayı bir borç biliyorum...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder