22 Nisan 2014 Salı

Sisteminin Başarılı Kıldığı Başarısızlar

                                                                         *Sad But True

Yanlış anlaşılmasın amacım ne kimseye bir şey öğretmektir, ne de akıl vermek. Zaten bildiğim güzellikler paylaşınca çoğalsaydı, ya da ne biliyim cehaletin yok olma ihtimali olsaydı hayatımı buna adardım. Lakin iyinin kötüyle bilindiği şu dünyada yapmak istediklerimi yapamasam da bir söz beni kurtarır, göğe bakalım...

Sabah uyandım, yataktan kalmadan önce bugün dünyada merak edebileceğim neler olmuş diye şöyle bir Facebook'a göz attım. Ecem Seçkin'in istifa manifestosunu okuyunca ne zamandır yazmayı düşündüğüm başarısız insanlar yazısını yazmaya koyuldum. Onun iş hayatında gördüğü sorunsalı mezun olmaya yaklaşmışken hissetmeye başladım.

Başarılı olmak hedefleri olan bir insan için önemlidir ve hedefleri olmayan insan sayısı bahsedilmeyecek kadar azdır. Kendini başarılı gören insanda özgüven hissedilirken, başarısız insanda hedefine ulaşamamanın ezikliği görülür. Gözlemler ve örnekler genişletilip, sayıları çoğaltılabilir. Ama bütün bunları yapmadan önce bizim fizik derslerinde gördüğümüz belkide hayatın en önemli unsurlarından biri olan referans noktasına değinmemiz gerekir.

Referans noktası öyle bir noktadır ki yapılacak bütün hesaplar bu nokta baz alınarak yapılır, hep o noktanın adı üzerinden konuşulur ama lafı sadece en başta geçer. Mesela Sokrat 'a göre dersin ya da serbest piyasa ekonomosine göre... Bundan sonra söylediklerin bu referans noktasının bütün kabullerini içerir. Bu bazen bir öğreti olabilirken, bazen de toplumsal norm adını verdiğimiz yazılı olmayan kurallar  da olabilir. Müslümansan ona göre hareket edersin, ya da liberalsen...

Peki başarılı dediğimiz insana hangi referansı kullanarak başarılı diyoruz? Toplum karar verirken genelde ne kadar para kazandığına, ne kadar ünlü olduğuna ya da sınav başarılarına bakıyor. Eğer tıp okuyan bir örğenciyseniz, başarılısınız. Çünkü ileride bir gün çok para kazanacaksınız ve okula da iyi bir puan yaparak girdiniz. Mesela şairsiniz hatta adınız Orhan Veli, birileri hakkınızda bir Garip Veli diyebilir.

Altında bir araba, kendine ait bir evin varsa ki muhtemelen iyi bir maaş alıyorsun, ne yaptığının bir önemi yok sen başarılısın. Ya da Boğaziçi'nde okuyorsan çok başarılısın,  toplum tarafından başarılı görülen bir okulda okuyorsun(Eğer Boğaziçi'ni hiç bilmeyen biriyle konuşuyorsan senin başarılı olduğunu düşünmez.) ve mezun olanların kazandıkları para miktarı da fena değil.

İşte topluma göre böyledir; bulunuduğunuz ortamın bilinirliği, mal varlığınız, okuduğun üniversite ya da bölüm başarı unsuru haline gelebilir. Toplum referanslı bu başarı anlayışını sığ bulmuş olabilirsiniz, ama birazdan her türlü kurum kadar sığ olduğunu göstermek zorunda kalabilirim. Bir de üniversiteleri ele alalım, başarı anlayışımızı üniversiteler üzerinden sorgulayalım.


Üniversite'de ne kadar başarılı olduğunuz 4 üzerinden bir puanla gösterilir. Bu puan verilirken sınavlar yapılır, bu sınavlara günlerce çalışılır. İşte bu sınavlara çok çalışan sonunda da belirli bir ortalamayı tutturan çoğu öğrenciye göre ortalamanın altında kalanlar başarısızdır. Aslında sadece öğrencileri katmak doğru olmadı, çünkü biliyoruz ki bu öğrenciler zamanla akademik personel olduğundan onları da bu sınafa dahil etmek doğru olur.

Bir grup üniversite öğrencisi daha üniversite yaşamında para kazanmaya çalışır, elinden ne iş gelirse yapar. Bu öğrencilerin hayat tecrübeleri vardır ve konuştuğunuzda konuşmaktan çok dinlemek istersiniz. Bu hayat tecrübesini değerli bulan grup, hep "bu hayatta ne yaptın ki?" sorusunu sorar. Bu gruplar elbette genişletilebilir, ama ben bütün bu grupların sonunda en sonuncusunu anlatmak istiyorum.

Aslında bu grubun çok üyesi yok, hatta daha iki tane üyesiyle tanışabildim. Lakin ben bir tane tanıyorum diye bu kadar az değillerdir yani umarım değillerdir. Bu gruba göre başarı bir değerlendirme ölçütü değil, onların ölçütü hayallerine ya da isteklerine giderken aldıkları yol. Bu insanlar için sonuç çok da önemli değil, gidilen yolun kendisinden tatmin oluyorlar. Bu grubu başka bir yazımda uzun uzun anlatmak istiyorum, şimdi sisteme dönme vaktidir.

Bu son grubu çıkartırsak diğer grupları başarılı yapan sistemlere çomak sokmanın zamanı geldi. Ama bu eleştiriyi yaparken gidip topluma saldırmak olmaz çünkü toplum aydınını takip eder. Kendini aydın zanneden grubun bütün sığlığı topluma yansır. Bu yüzden birini suçlamak gerekirse öncelikle aydınlardan başlanmalıdır.

Tabi terimin üzerinde ortak bir yargıya varmak adına aydının tanımını kısaca yapmak istiyorum. Aydınlatma işlevini yerine getiren herkese aydın diyorum, üstelik bunu bir ünvan olarak değil tamamıyla bir işlev olarak kullanıyorum. Bu aydınlık bazen köyün bilgesinden gelir, kimi zaman bir sanatçı kimi zamanda profesör dediğimiz zatlardan. Kimden geldiği çok önemli olmasa da kimden gelmediği çok önemlidir. Toplumun farklı kesimlerini anlayabilecek seviyeye gelmemiş, söylemlerinden nefret akan, araştırma ve merakını ünvanlarının askısına asmış bireylerden kesinlikle bahsetmiyorum.

Şimdi üniversiteyi bir aydınlanma merkezi olarak görebileceğimize göre, bakalım bu sistemin başarılı dediği neden başarısız:

Profesör derse giriyor ve üç beş hazırlıktan sonra derse başlanıyor. 50 dakika boyunca şırıngasından damarlarımıza bilgi enjekte ediyor. Yıllardır bilgiyle şişen bünyeler daha fazlasını alamayan bir kap gibi taşıyor. Ama ne demişlerdi : "Hayalgücü bilgiden daha önemlidir"," Emin misiniz, sayın hocam".

Bize mühendislik derslerinde çok güzel bir sembol gösterdiler. Bir tane kutu; girdiler, çıktılar bir de sistem vardı. Meğersem bizi anlatıyormuş hocalarımız, "biz size istediğimizi vereceğiz siz de istenileni çıkartacaksınız" diyorlarmış.

Karşılaştırma 1 :

-50 dakika arkasına bile bakmadan ders anlatan sevgili prof.

-Derse bugün atomu hayal edelim, herkes kendi aklındaki modeli çizsin ve arkadaşıyla tartışsın diyerek başlayan bir lise kimya hocası

Karşılaştırma 2 :

-Quiz var, dersi ne kadar iyi anladığını ölçüyor akademik personelin

-Quiz var, tek soru "sen kimsin"

Bu tür örnekler var, peki bu sevgili akademik personel neden böyle davranıyor. Galiba ünvanlarından demir almış bir gemi bu akademik personeller, sistemin onlardan istediklerini yapmakla yetiştikleri için yol alamıyorlar. Mizaçları karşı çıkmaya el vermiyor, başarısız olamayı göze alamıyorlar. Çünkü gerçekten başarılı olmak zor, insiyatif almaları gerekiyor. Lakin bu kadar güzel işleyen bir sistem varken neden rahatlarını bozsunlar ki?

Sen şimdi öğrencisin kendini başarılı olarak görüyor musun? Başarılı olarak görülüyor musun sorusu daha doğru bir soru olabilir. Eğer bu başarı seni hayatını sorgulamaktan alıkoyup, sisteme sığınmanı sağlıyorsa rahatlıkla söyleyebiliriz başarılı değilsin.

Diyalog 1 :

- Mezun olunca ne yapmayı düşünüyorsun ?
- Biz prensip olarak düşünmüyoruz.

Diyalog 2 :

- Ne yapmak istiyorsun, bu hayatta?
- Hıı, nee, bilmiyorum...

Eğer bu hayatta hep o sembolik kutu olmaksa niyetin ve girdileri çoğu zaman başkaları veriyorsa, şöyle bir dön bak kendine; bu kadar başarılısın da sen kimsin?

Girdilerini belirleyen ailen, arkadaş çevren, insanlık sana iyi okullarda oku dedi, iyi okullardasın. Liselere giriş, üniversitelere giriş gibi sınavlarda derecen var, derece derken başarılı kabul edilme derecesi.

Bundan sonra iyi bir maaşın olacak, gökdelende çalışabilirsin ve çalıştığın şirketi hepimiz biliyor oluruz. Zamanla yöneticilik, daha fazla özel mülk ve daha fazla başarı. Bir gün ölüp gidene kadar hep başarılısın ta ki ölene kadar. Yatağında şunu farkedeceksin, kimse seni hatırlamayacak. Çünkü insanlar arkasında bıraktığı para ve mülk ile hatırlanmaz.

Ya da bir şirkette değilsin, devlet memuru olmuşşun. Mesela öğretmen ya da akademi de... Çocuklara nasıl başarılı olmaları gerektiğini öğreteceksin, kendi hikayen onlara örnek teşkil edecek. Öğrencilerin derse gelsin diye dersi zorunlu yapacaksın, gelmeyenler dersten geçemeyecek. Sana sordukları zaman müfredat böyle diyeceksin, eğer çok haklı olurlarsa "naparsın sistem böyle" diyeceksin. Bunu derken sistemin herhangi çarkından biri gibi hissediceksin, aslında içten içe o kadar değersiz olacaksın.

Askersen hepsinden kötü, bu sefer girdilerin çok büyük bir kısmı bilmediğin bir yerden geliyor. "Emir kuluyuz abi ne yapalım" diyorsun, yaptıklarının bedeli bu cümleyle üzerinden alınır mı zannediyorsun. Bazen de senlik hiçbir olay olmuyor.

Aç açabildiğin kadar, toplumun genelini genişletebilirsin bu durumu. Maalesef ülkende sistemin başarılı kıldığı başarsızlar var ve bunlar aydınım diye ortalarda dolaşıyor. İşlerini hayatlarını yaşamak için bir araç olarak gören, hatta yaşamayı da doğuştan sırtlarına yüklenmiş bir kambur gibi taşıyan bu grup maalesef sistemi yozlaştırıyor.

Bu hayatta sırf yapabiliyorsun diye başarılı olmak zorunda değilsin, başarısız olmak da bir seçenektir. Bazen sadece yolda olmak da güzeldir, sadece ne istediğini bilmek de güzeldir ya da bilmemek. Aydınlanmak için adım at çünkü yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder