12 Nisan 2014 Cumartesi

Arz-ı Hal

                              
                                                                               *Yazıyı okurken müziği dinlemelisiniz.
Yanlış anlaşılmasın amacım ne kimseye bir şey öğretmektir, ne de akıl vermek. Zaten bildiğim güzellikler paylaşınca çoğalsaydı, ya da ne biliyim cehaletin yok olma ihtimali olsaydı hayatımı buna adardım. Lakin iyinin kötüyle bilindiği şu dünyada yapmak istediklerimi yapamasam da bir söz beni kurtarır, göğe bakalım...

Turgut Uyar'la başlayınca içimden onunla devam etmek geldi. Aslında onun şiiriyle devam etmiyorum çünkü ne zaman bu yeşil kapaklı şiir kitabını alsam elime, aklıma sadece eski bir dostum geliyor. Aslına bakarsanız şiirle de devam ediyor olabilirim, ee şiirin adı Arz-ı Hal olunca ne yaparsın.

Boğaziçi Üniversitesi'nde TK dersi alırken dediler ki Turgut Uyar'ın Göğe Bakma Durağı'nı okuyacaksınız, daha doğrusu okumanız gereken 4 kitaptan biri. Yeşil kapağı ile o kadar ayırtedilebilir bir kitap ki, hemen seçilen diğer kitaplar arasında kendini gösteriveriyordu. Yani hemen bakmak gelirdi içinizden ama ben sevmezdim şiiri bakmadım.

Aslına bakarsanız kitabı sevene kadar bu yeşil kapak bana itici bile gelmiştir, hatta sihirli bir dokunuş bana kitabı açtırmasa şiirleri de okuyacağımı zannetmiyorum. Gerçekten de bazen sihirli dokunuşlar hayatınızda çok şeyi değiştirebiliyor, bu aslında çok gibi görünmese de... En azından benim için şiirsever olmak hayatımda büyük bir değişiklikti.

Sihirli bir dokunuş dediğimde; meraklı gözlerle, sesinde heyecan, tatlı tatlı "bak sana çok güzel bir şiir okuyacağım" demesiydi. Odasına gittik, yeşil kapak gözüme anında çarptı ama daha bir söz edemeden kapak kalktı, kapağın altından Arz-ı Hal belirdi. 

Hala bilmiyorum sen okuduğun için mi bu kadar güzeldi, senden bir parça taşıdığı için mi yoksa gerçekten güzel olduğu için mi? Herhalde sana bir şiir ismi versem Arz-ı Hal derdim, yani şiirle seni ayıramazdım. O zaman düşündüm mü şiir üzerine hatırlamıyorum ama senin üzerine çok düşündüm yani diyorum ki şiir üzerine çok düşündüm.

Ben de günahkar kullarındanım Allahım... Bir "Kulluvallahi" bilirim dualardan, bir de "Yarabbi şükür" demeyi doyunca. Bir kere oruç tutmam ramazan boyunca ama çekmediğim kalmadı sevdalardan. Şairin aksine ben çok dua bilirim, şükür de cabası, oruç kaçırmışlığım azdır da, ben de günahkar kullarındanım Allahım. Zaman zaman cehennemden de korkmuyor değilim mesela, ama insan düşünmeyince korkmaz ki. Çoğu zamanda düşünmeyi tercih etmiyorum.

Benim gibi kulun çok dünyada, Allahım! Eğer bilmiyorsan işte, haberin olsun. Hayır bu şiir hangi ortamda, hangi büyülü dünyada okunmuş olursa olsun üzerinde yargıya varmış olmalıyım. Muhafazakarım ben, bu dil hiç hoş değil, haykırmak istiyorum. Seste büyü olmasa haykırmaz da değilim sanki! Ama ses davet ediyor gitmemek olmaz.

Ekmek derdi, aşk derdi unutturdu seni. İnsan hatırlamıyor dün ne yediğini. Zaten yediğimiz ne ki hatırda dursun. Benim gibi kulun çok dünyada, Allahım! Hemen kendime dönüyorum, Allah'a hiç isyan etmiş miydim? Zannetmiyorum, zengin doğmadık, çok paramız da olmadı, hatta fakirken en büyük sığınağımızdı Allah. Ama insan ara ara bunları da içinden geçirmiyor değil, yani geçiremez değil. İsyan etmek dünyanın en haklı şeyi, yani şükretmek kadar haklı.

Yazdıklarıma sakın darılma Allahım! Meleklerin sana bunları söylemez. Artık, pek yarattığın gibi değil dünya. Nasıl yaratmıştı ki dünyayı, hem melekler bu durumu söylediğinde Allah acaba ne hissederdi? Şiir sanki sorgulama damarıma dokunmuş gibi, cesaret edemediğim ne kadar soru varsa soruyordum. İnsanlar hem sabuna karıştı, hem suya: ne olursun, hoşuna gitmediyse eğer, yazdıklarıma sakın darılma Allah'ım!

Allah'ın bize darılması düşüncesi o kadar hoşuma gitmişti ki; anlatamam size, kendimi inanılmaz değerli hissettim. Böyle çocukça sevindim, dua etmek bir anda ritüel halinden çıktı. İçimde ne kadar güzel ve çirkin varsa, ne kadar baskıladığım şey varsa çıkardım ortaya. Şiir resmen inancımı sağlamlaştırıyordu, bunu yaparken de beni avuçlarının içine almış sarsıyordu.

Sana bir şey soracağım, affet Allahım! Beş vakit kızlar doluyor camilerine, beyaz yaşmaklı, beyaz tenli, masum kızlar. Benim bir defa görüşte yüreğim sızlar, sen tutulmadın mı, içlerinden birine? Sana bir şey soracağım affet Allah'ım! Ne kadar da derinden eleştiriyor, bu kadar yüklenmemeli bana. Kutsalıma dokunma demek geliyor içimden ama farkediyorum ki benim için kutsal olan onun için kutsal değil. Sadece söz söyleme hakkını, sorgulama hakkını kullanıyor. Bundan doğal ne olabilir ki?

Ayrıca içimden sormuyor değilim Allah aşkı dediğimiz olayda Allah da bize aşık oluyor değil mi? Ne kadar güzel bir şey Allah'ın bize aşık olması bizim ona. Hem belki de yaratıcının en büyük özelliklerinden biri yarattığına aşık olabilmesidir, biz insanlar öyle değiliz yaratabilseydik küçümserdik asla aşık olmazdık.

İşte insanlar bu minval üzre, Allahım! Kıt kanaat sere serpe yollar boyunca... Sen, bizim için hala o ezeli sırsın. Sen de, bizi bilmiş olsan, başkalaşırsın.. Herkesin kederi, gailesi boyunca. İşte insanlar bu minval üzre, Allah'ım!

Herhalde şiir bittiğinde baya çarpılmışım, sonrasında 75 kere daha okudum şiiri ve her okuduğumda bir daha sorguladım. Nedense başlarda sorgulamaktan çok korkuyordum, sanki mensup olduğum dine yani müslümanlığa ihanet ediyormuş gibi hissediyordum. Ama yavaş yavaş sorgulamak kanımda özgürce dolaşmaya başladı.

Halbuki bana hep şükür etmek öğretildi, her gün annem arayıp oğlum şükret öyle çık evden der. Kimse bana isyan edebileceğimi, dertleşebileceğimi, bazen ellerimi açmama bile gerek olmadığını anlatmadı. Bir adam, bir şair geldi ve rahat ol ya dedi azıcık sorgulasan dinden çıkmazsın ki. Hem affet beni Allah'ım.

Bu şiiri bana okutan kişiye teşekkür etme fırsatı bulamadım, ne zaman konuşsak başka bir pencerimi açtı, hep tatlı tatlı sorgulattı. Farkına varmamı sargıladı ve bunu yaparken yargılamadı, yardım etti. Şimdi konuşmasak da o benim hala dostum ve biliyorum ki bir parçam onun.

Son soru : hiç kendinizi farklı parçalara bölmeyi düşündünüz mü, her parçanızdan bir insan çıkıyor. Mesela bir parça anneniz, bir parça babanız, bir parça dost, bir parça sevgili... Söyleyin bana bir tane sizden oluşması için kaç parça lazım ve sizin parçanız hangisi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder