Sevgili blog ,
Galiba ben boş adamım, özgeçmişime yazdıklarım beni tatmin etmiyor yani diyorum ki özgeçmişimde bir tek fotoğrafım var. Şimdi yaratan uğraşmış, çabalamış haksızlık etmek olmaz diyerek fotoğrafla hiç oynamaya girişmedim. Bu arada özgeçmişimi babama yazdırmak lazım, neler yazar yetenekli adamdır. Biraz önce boş gördüğün sayfa, inci gibi yazıyla süslenmiştir bir kaç dakika sonra.
Tamam tamam bütün bu durakları geç göğe bakalım diyorsun diyorsun da daha bugün tanışmadın mı Sartre amcayla, o pek katılmıyor senin bu fikrine. Bir kere varsan özünü kendin yaratmalısın diyor, halbuki biz hep o muhteşem özü aramamış mıydık? Arasan bulunmaz, aramasan hiç bulunmaz ne demek şimdi anlıyorum. Aranılanı statik kılan zihnimin az gelişmişliğinden sanırım yıldım.
Bu da olmadı bütün bu konular bana uzak, bana yakın olan zamanla ilgili. Ne kadar da lineer bir şekilde akıyor değil mi, tik taklarla sayabiliyorum. Bazen benim tik taklarla saydığımı parmaklarıyla sayan bir çocuk yaşını söylüyor. Zannediyorum bugün benim doğum günüm, 22. yaşımı kutluyorum. Acaba anlatsam kaç saat sürer, ne kadarını aklımda tutabilmişim. Kendini zorlama, senden bir elbiselik kumaş çıkmaz bu krala. Oğuz ne diyorsun dur karıştırma!
Neyse şimdi asıl konuya gelelim, bu yılımı Sartre'a adadım. Hayır mevzu bu değil, diyorum ki abim hep derdi yapmazdım; hadi kendime bir özgelecek yazayım. Hem böyle olursa yarışma gibi olur, uzun koşu, bir yıllık... Sen şimdi diyorsun boş olan özgeçmişime bakarak ve kesinkes gülerek bu özgelecekte ne olabilir. Açıkçası ben de pek umutlu değilim, hatta daha yazacak bir şey bulamadığımdan konuyu uzatıyorum.
İşin yok mu diye sor bakalım bana, sor da al cevabını, gerçekten yok. Yani şimdi içimi sana dökmesem, en iyi ihtimal uyurum. Uyumayı lütfen faydasız görme bir sürü rüya görüyorum, hayal gücüm kendi içine açılıyor; bilinçaltımda fena sayılmaz. Madem böyle sevgili özgelecek sana düşeceğim ilk not bu boşluk adına olsun. Bu sene mesela hiç boş vaktim olmasın. Demesi kolay da ben bu 24 saati nasıl dolduracağım bay özgelecek.
Şimdi neler yapabileceğime şöyle bir göz atalım; spor, kitap okumaca, film izlemece, gezmece, ders çalışmaca. Çok sıkıcısın; insanın özgeleceği bu kadar sıkıcı olur mu ya, boşken daha tatlıydın. Biraz özenelim de düzelsin. O zaman gelsin; bu yıl çok özel 6 mekan keşfedeceğim. Her biri en az deliler kahvesi kadar özel olacak hayatımda ve hayatımın seyrini değiştirecek. Aslında özgeçmişim o kadar da boş değil miymiş? Özgeçmişime Deliler Kahvesini yazıyorum.
Neden Deliler Kahvesini yazdığımı da anlatayım tam olsun, hem böylece bir mekanı özel kılan parametreleri de kendimce anlatmış olurum. Bizim oralarda bir deli gördüler mi hep alay ederlerdi, esnaf falan da delinin üzerinden komiklikler, şakalar çıkarmaya kalkardı. Ben pek tasvip etmezdim bunu elbette, ama bir nokta var ki çok önemli; hayatımda hiç bir deliyi umursamamıştım, onu bir birey olarak görmemiştim. Onlar yaptıklarından sorumlu tutulamayacak zavallılardı gözümde. Deliler Kahvesi'nde onlara selam verip hal hatır sormayı öğrendim, kendi akıllığımla başkalarının zekasını tartmamayı öğrendim, bir delinin gayet normal davranışları olabileceğini öğrendim. Yani benim akıllılık terazimi kırdılar, öyle her şeyi teraziye koyan zihniyetimi kırdılar. Özeli özel yapan galiba sayısı gayet bol olan zincirlerimi kırması.
Bu yıl leş gibi kitap okumayacağım, ayda sadece iki tane kitap ama öyle böyle kitaplar olmayacak hakkında detaylı araştırma yapılmış, okunduğunda kattıklarıyla bu neymiş diyebileceğim kitaplar. Hatta öyle ki bundan sonraki bir ayımı geriye kalan 11 ayda okuyacağım 22 kitabı belirlemekle geçireceğim. Tabi bunlara şiir kitapları dahil değil, şiir hayatıma bambaşka bir şekilde girdi, yeri çok özel; hissettirdiklerini tecrübe etmek, tecrübe ettiğini hissetmek kadar güzel olanı başka ne verebilir. Diğer okuduğum kitapları anmanın bir lüzumu yok onları playstation oynamakla aynı kefeye koyuyorum, can sıkıntısı ve stres atmaca.
Özgelecek film ve dizi mevzunu nasıl çözeceğiz diye sormuyorum onu biraz akışına bıraksan daha iyi edersin bu konuda zaten Babil gibi derneklere gidersen güzel öneriler gelecektir. Spor zaten yapıyorsun onda da bir problem yok. Bunlara ek olarak kesinlikle bir kısa film çekeceğim. Bunun üzerine ciddi anlamda eğiliyorum. Bütün bu hobi kısımları, entellektüel birikim kısmını anladık şimdi asıl noktaya gel sürekli geçiştiriyorsun. Para kazanmak için ne yapacaksın, hayatını nasıl idame ettireceksin.İdameyi cümle içinde en sonunda kullabildim özgelecek.
Özgelecek bugüne kadar biliyorsun ki devlet babamızın verdiği bursla güllük gülistanlık geçindik, lakin sen de biliyorsun ki bundan sonrasında çeşitli şirketlerin sorduğu; sen ne yapabiliyorsun sorusuyla muhatap olacaksın. Sence de artık neyden para kazanman gerektiğini bulman gerekmiyor mu, bence gerekmiyor. Nasıl kazanıyorsan kazan önemsemiyorum artık. Biliyorum ki ben bu hayatta bir şekilde katma değer yaratacağım ama yazıp, çizerek, film çekerek ama teknoloji üreterek bundan sonraki aşamalarda en önemli element katma değeri paraya dönüştürecek emeği ortaya koymaktır.
Bir yıl sonra bugün bu yazıyı okurken 6 mekan keşfetmiş, bu mekanlarda çok güzel insanlarla tanışıp hayatın ne kadar da güzel olduğunu düşünmüş olacağım. İşte bugün o insanlar hakkında çeşit çeşit anılar anlattığım bir gün olacak. Rengarenk bir tablo çizeceğim ve bu tablonun renkleri o insanlar olacak.Okuduğum 22 kitap zihnimin karanlık kısmını aydınlatacak aydınlık kısmını da karartacak yaşamak için aradığım altyapıyı bu kitaplarda bulmuş olacağım. Ekip halinde yaptığımız filmi izleyip yeni hayaller kuracağım, bol bol hikaye yazacağım. Nasıl geçineceğimi öğrenmiş, parayı cebine değil de arkaya bir yerlere atmış olacağım. Ve böyle özgelecek mi yazılı deyip güleceğim...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder