17 Haziran 2014 Salı

Kadın Adama Güler


Kadın adama güler, adam yüzünü döner ve gider. Gitmesi gerekir en azından en içinde bunu düşünür. Adam bağlanmayı sevmiyor, adam bu dünyanın nasıl bir yer olduğunun farkında. Farkındalıkları okudukları kadar değil, yaşadıkları kadar hiç değil. Sanki doğuştan getirdiği bir yaranın izlerini taşıyor, kendi algısının kahramanı olan her birey gibi.

Kitaplar insana nasıl dost olur öğrenen herkes gibi insanlarla olan dostluklarında zorlanıyor, özenle seçilmiş cümleler gibi yaşamak istiyor. En azıyla en fazlası arasında yaşadığı duyguların  gelgitlerinde çok mu savrulmuş, kaldırabilir mi bir dostluk bunu? Alalade verilmiş cevapları kendine mutlak doğru kabul eden bir dünyanın içinde sürekli sorduğu sorularla kafaları şişirmemiş miydi?

Bugüne kadar bana sorulan soru en derininde neden bu kadar çok soru sorduğumdu, ben de kendimce kendimi arıyorum diye cevap vermiştim. Kendini aramak ne demek? Tatlı bir büyünün peşinden giden ortaçağ filozofu simyacılar gibi sözde güzel özde boş bir arayış. 20. yüzyılda mutlak doğrular kendini özgür vicdana bıraktı, bundan sonra kendini oluşturmak var.

Keşke bu kadar geç karşılaşmasaydım bu terimle, o zaman mana alemi denen bilinmeze dalmak yerine en derin nefesi alarak yaşardım. O zaman mutlak doğrularımla yargılamazdım kendimi, o zaman hep varmaya çalışmazdım. Bütün bunlar pişmanlık cümleleri değil ama hala birilerinin tecrübelerinden yararlanamıyor olmak gerçekten de acı verici. İnsanlık tarihinin bunca çabası, yan yana dizilen bunca karakter bunca cümle sadece kendini arayan adam için.

Kendini oluşturan insan neyin bilincinde sorusu tam da burada devreye giriyor. Bence sınırlı yaşamın sınırsızlığının sınırlı sayıda method kullanılarak anlaşılabileceğinin farkında. Bir karakteri oluşturan sınırlı sayıda element yani temel dediğimiz belki kesin sınırlarıyla değil ama kendimi tanımıyorum ben sonucuna ulaştıracak kadar net olmalı. Kendini tanımayan kendini oluşturamaz çünkü toplumun bir ürünü olduğunun farkında değildir, en başta da ailesinin...

100 temel eseri temel yapan nedir sorusunun cevabı da bu temel arayışın içinde yatmaktadır. Bana ana renkleri göstermelisin ki ben sana tonlarını verebileyim. Bugün hala ana renkleri tanımıyor olmak beni üzüyor, bu iyi bir eğitim alamamanın verdiği üzün elbette. Ölümün olduğu bir dünyada nasıl bir ben yaratmam gerektiğine karar veremememin bedelini standart bir hayat yaşarak ödüyorum. Bu başka bir hayata duyulan özlem; elbette tablosuna gerçeklik hissini vermesi gereken ressamın bulması gereken yeni tonları ararken ki yılmışlığı hissediyorum.

Kadınla ne alakası var bunun diye sorma, o başlattı; gülmeseydi böyle dönmezdim kendime  ve gittikçe kapanan bir çiçek gibi sırrımı içime akıtmazdım. Sınırlarımı her farkettiğimde gitmek istemezdim böyle, gidemediğim her gün için bin kere sıkılmazdım. Kadın ne kadındı ama...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder