Bu bir özgelecek ; ama herhangi bir özgelecek değil. Bu gerçek bir birey olarak yazdığım ilk özgelecek, bütün parametreleri benim belirlediğim.
Belki söylediğim yanlış, bu bir özgelecek değil ancak altında yatan felsefe. Biliyorum ki zamanın planlara, atıp tutmalara hassasiyeti var, zamanı inciltmiyorum.
-Öylese bu zamanla aramda yapılan bir anlaşmadır. Bu yüzden yaşamaya dairdir ve yaşamak şakaya gelmez. Bu yüzden ve bundan böyle yaşamak ciddiye alınacak.
-Biliyorum Y'ol uzun, biliyorum bu yolda sıkıntılar var, biliyorum bu kubbe kendini hep kendine çıkartır ; ama biliyorum, biliyorum zamana bağlı olanı. Bu yüzden "uyku beni koynuna alsın" diye yalvarmak yok.
-Duydum hürlüğün şarkısını söylüyormuşsun, ben duymuyormuşum. Geliyorum duymaya geliyorum, ezberleri bozmaya geliyorum, "başka bir şey vardı, başka bir şey vardı" dememek üzere geliyorum. Yeryüzünün diliyle seslenmeye geliyorum. Hürlüğün şarkısına katılmaya geliyorum.
-Bu masa bu yüke dayanamadı, çok sallandı bu masa. Bu masa kırılmalı, saçılmalı bu yük. Bu putlar dağılmalı etrafa, bu putlar kırılmalı.
-Değişmeli sözcükler, değişmeli zaman, değişmeli algı, değişmeli insan. Bütün bunlar bir gerçeğe bağlanmamalı, bütün bunlar saçma ama güzel olduğu için yapılmalı.
-İnsanın insana yaptığı zulümden bahsetmeli; ama ne olursa olsun inciltmemeli. Bilgi uğruna, gelişim uğruna, ilerlemek uğruna, birikim uğruna inciltmemeli yüreği narin olanı.
-Kalbime bu cıvayı kim koydu diye sormamalı, insanın mülkü yarasındadır. İnsan beterdir, bütün bunlar anlamsız bilmeli ama gene de anlam yüklemeli.
-Bir gün sana soracaklar elinde ne var diye, elinde bir ölüm olacak. İnsanın elinde bir ölüm olur çünkü; bunu bileceksin.
Ve şu şiiri ezbere yaşamalısın :
Kusuruma bakmayın benim, dostlar,
bağışlayın beni. Ben davullara, bayraklara aldırmayan bir padişahın yoluna düşmüşüm, deli divane olmuşum. Çok uzaklardan yürüyen bir adam gibiyim ben, çok uzaklardan geçen bir hayal gibi. Ama yok da sayılmam hani, var olan bir şeyim ben. Haydi ben bensiz geleyim, sen sensiz gel. Ne varsa şu ırmağın içinde var, soyunalım iki can, dalalım şu ırmağa, hadi. Bu kupkuru yerde yakınmadan gayri ne gördük, bu kupkuru yerde ne gördük zulümden gayri. Bu ırmakta ne ölmek var bize, bu ırmakta ne gam var, ne keder var, ne dert. Bu ırmak alabildiğine yaşamaktan, bu ırmak iyilikten, cömertlikten ibaret. Durma, çabuk gel, gelmem deme. Ne evet demek yaraşır sana, ne hayır, dostum, senin şânına sadece gelmek yaraşır. |
Mevlana Celaleddin Rumi
|
Şimdi söyleyin bana :
Dost olmak isteyen var mı?
Var mı bilmediğimiz sokaklarda kaybolmak isteyen?
Hayal kurmak değil de hayal inşa etmek isteyen var mı?
Söyle dostum belki tanımıyorum seni, sesini hiç duymadım
Belki şuracıkta yanıbaşımdasın, seni bilmiyorum ben seni
Her gün yanımdan geçtin belki, ben seni hiç görmedim
Ama şunu bil sana ne evet demek yaraşır, ne hayır :
Senin şanına sadece gelmek yaraşır...
Hadi gel hayaller inşa edip, bu hayalleri yaşayalım!
Aynı satırlara dokunmuşsak farklı zamanlarda,dost olmuş sayılır mıyız sence de?
YanıtlaSilDost olmak için birlikte uzun bir yolu yürümek gerek, eğer bilmeden aynı yolda yürüyorsak sayılırız..
YanıtlaSil